OKU

OKU

Share

Paranın satın alamayacağı bir şeye sahip değilseniz zengin değilsiniz !

02/05/2021
07/01/2021

DİZİLERİN VERDİĞİ MESAJLAR

1- İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin.

2- Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.

3- Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını bozmalısın.

4- Kötüler daima güçlüdür iyiler ezilmeye mahkumdur.

5- Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.

6- Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.

7- Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve orta okul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.

8- Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı

9- Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan baş rol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı.

10- Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.

11- Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının gelininin kuyusunu kazmalı

12- Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı.

13- İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri olmamalı.

14- Sıradan ortalama bir hayat yoktur.Ya diptesindir ya tepede.Bunun ortası yoktur.

15- Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.

16 - Hep lüks özendirilmeli herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı yalılar villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli.. Hep kapitalizm hep kapitalizm..

17-Ülkede her şey yolunda gidiyor verilmesi gereken bir mesaj ve anlatılacak birşey de yok.
İşte dizilerin rolü kısaca budur.

Bireyselleştir.
Yalnızlığa it.
Kimseye güvenmesin.
Bilinçsizleştir.
Aile sıkıntıdır.

23/12/2020

Bir an için 1900 yılında doğduğunuzu düşünün...

I. Dünya Savaşı sen sadece 18 yaşında iken başlıyor ve 22 milyon ölü bırakıyor...

Bir süre sonra, dünya çapında bir salgın olan İspanyol Gribi, 50 milyon insanı öldürüyor. Ve sen yaşıyorsun, 20 yaşındasın...

29 yaşındayken, New York Borsasının düşmesiyle başlayan ve enflasyon, işsizlik, açlığa neden olan, dünya ekonomik krizinden sağ çıkıyorsunuz...

33 yaşındayken Nazizm iktidara geliyor...

39 yaşındayken sen, II. Dünya Savaşı başlıyor ve 45 yaşınıza kadar sürüp, 60 milyon ölü ile bitiyor...

Holokost'ta 6 milyon Yahudi öldü!

52 yaşındayken Kore Savaşı başlar...

64 yaşındayken, Vietnam Savaşı başlar , 75 yaşındayken biter...

Örneğin, 1985 yılında doğan bir kişi, büyükanne ve büyükbabasının, birkaç savaş ve felaketten kurtulduklarını bilmeden, hayatın ne kadar zor olduğunu bildiğini düşünüyor...

Bugün kendimizi bir pandeminin ortasında yeni ve modern bir dünyanın tüm konforlarıyla buluyoruz...

İnsanlar birkaç hafta veya ay boyunca evlerine hapsolmaktan şikayet ediyor, evlerinde elektrik, cep telefonu, yiyecek, hatta sıcak su ve başlarının üzerinde güvenli bir çatı varken...

Bunların hiçbiri başka zamanlarda yoktu. Fakat insanlık bu koşullar altında hayatta kaldı ve yaşam sevincini hiç kaybetmedi...

Bugün süpermarketlere girmek için maske takmamız gerektiğinde, şikayet ediyoruz...

Mucizeler yaratabilecek bir şey var: Hayatı görme şeklimizde ve atalarımızın deneyimlerinde küçük bir değişiklik...

Ne hakkında şikayet ediyorsun?

20/12/2020

Gidin bir çölden 100 tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan 100 tane bildiğimiz siyah karıncayı alın ve bunların hepsini bir kavanozun içine koyun. İlk başta hiçbir şey olmayacaktır.

Daha sonra kavanozu elinize alın, oldukça şiddetli bir şekilde sallayın ve tekrar yerine koyun. Kavanozun içinde bir anda karıncaların birbirlerini öldürmek için savaştığı bir kaos ortamı göreceksiniz.

Kırmızı karınca bunu yapan düşmanın siyah karıncalar olduğunu düşünürken siyah karıncalar bu kaosun nedeni olarak kırmızı karıncaları görmektedir. Oysa çok iyi bildiğiniz üzere kaosun asıl nedeni sizin ellerinizdir.

O nedenle günümüzde gerek sosyal medya aracılığıyla gerekse de başka ortamlarda normalde hiç tanımadığınız insanlarla tartışacak ya da kavga edecek bir duruma geldiğinizde kendinize hep şu soruyu sorun lütfen,
"Kavanozu sallayan kim?"

13/12/2020

Ankara Sincan'da bir öğretmenin öğrencilerine yaptırdığı çalışma ...

Gerçek kahramanları örümcek adam süper Man olarak değil
NENE HATUN - SÜTÇÜ İMAM - SEYİT ONBAŞI - ERZURUMLU KARA FATMA olarak tanıyan ve tanıtanlara selam olsun 🥲

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun ...

24/11/2020

😥😥😥 NEŞE ÖĞRETMEN 😥😥😥😥

Atamasının çıktığı Çavuşlu köyüne (Diyarbakır-Bismil) ulaşır ulaşmaz, görev yapacağı okula gitti. Okulun durumu içler acısıydı.

Köy muhtarı ve köyün ileri gelenleriyle konuşup eksikleri gidermek için yardım istedi. Köylüler isteksizdi, ancak “Parasını ben vereyim.” deyince onarımı başlatabildi. İlk aylığının büyük bölümünü ustalara verdi, gerisini de borçlandı.

1993 yılının 26 Ekim’i… Neşe yorgun argın okuldan eve geldi. Biraz dinlendikten sonra babasına: "Onarım işleri yüzünden açıldık. Evde sivri biberimiz var istersen onları kızartalım, ekmek ve yoğurtla yeriz.” dedi.

Henüz bir ocakları yoktu. Biberleri hazırladı, tavayı piknik tüpüne koydu. Ekmek ve yoğurdu masaya bıraktı.

Hava iyice kararmış, köydeki köpekler sürekli havlıyor, onun ötesinde uluyordu.

Köpek ve rüzgar sesinden, önce kapının vurulduğunu duymadılar. Sertçe çalmaya devam edince, babası: “Kim o?” diye seslendi.

“Açın, hoca hanımla bir şey görüşeceğiz.” dedi kapıyı çalanlar.

Açtılar. Karşılarında silahlı iki yarasa. “Dışarı çıkın!” diye bağırdılar.

Türkçeyi düzgün konuşanı: “Biz 'Faşist T.C.nin hiçbir öğretmenini K*rdistan’a sokmayacağız, biletlerini iptal etsinler.' demedik mi?" diyerek, Neşe’nin yaşlı babasını tokatlayarak yere yuvarladı.

Neşe, köylülerden yardım gelir umuduyla bağırmaya başladı. Avazı çıktığı kadar haykırdı ama köyden “yardıma gelen kimse” çıkmadı.

Doğrulan babası “Yapmayın!” diyordu.

Yarasalardan biri silahın namlusunu Neşe’nin babasının kafasına dayadı ve tetiğe bastı.

Neşe donup kaldı. Yeniden bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Kendini olduğu gibi yere bıraktı.

Neşe’yi saçından tutup tekme ve dipçik darbeleriyle köyün çıkışındaki tepeye kadar sürüklediler.

Genç kızın üstündeki giysi paramparça oldu. Bu arada kalleşlerin sayısı beşe çıktı.

Neşe gözleri açık ve donuk, ölüme hazır bakıyordu.

Biri kalaşnikofunu seriye aldı ve Neşe’nin sağ göğsünün üstüne dayayıp tetiği çekti. Beş mermi Neşe’nin göğsünü parçalamaya yetmişti.

Diğer göğsüne de mermi yağdırdılar.
Neşe daha 22 yaşındaydı. Çıtı pıtı, çocuk görünümlü bir kızcağızdı. “Bayrağımızın dalgalandığı her yere giderim.” diyor, başka bir şey demiyordu.

Öğretmenliğe yeni başlamış, yirmi beş günlük öğretmen iken 26 Ekim 1993'te şehit edildi.

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. 😥😥😥😥

20/11/2020

Çok akıllı ve zeki bir çocuk okula gitmeye başladı.

Bir sabah derste öğretmen;

“Bugün resim yapacağız.” dedi.

“Ne güzel” diye düşündü çocuk.

Resim yapmayı çok seviyordu.

Her şeyin resmini yapardı; aslanlar, kaplanlar, tavuklar, geyikler, gemiler…

Çocuk hemen mum boyalarını çıkardı ve çizmeye başladı ama öğretmen,

“Durun, başlamayın!” dedi

Öğretmen herkesi hazır görünceye kadar bekledi. Tüm öğrencilerin hazır olduğundan emin olduktan sonra,

“Şimdi, çiçek çizmesini öğreneceğiz.” dedi.

“Ne güzel” diye düşündü çocuk.

Çiçek çizmeyi çok seviyordu ve hemen en güzellerini yapmaya başladı; pembe, mavi, kavuniçi mum boyalarıyla resmi yapmaya başladı…

Ama öğretmen,

“Durun! size nasıl çizileceğini göstereceğim” dedi.

Ve yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizdi.

“İşte böyle çizeceksiniz, şimdi başlayabilirsiniz.” dedi.

Küçük çocuk bir öğretmenin çizdiği çiçeğe baktı, sonra da kendi çiçeğine. Kendi çiçeğini çok beğenmişti ama bunu öğretmene söyleyemedi. Defterinden yeni bir sayfa daha açıp öğretmenin çizdiği gibi yeşil saplı kırmızı bir çiçek yaptı.

Ertesi hafta öğretmen,

“Bugün çamurdan bir şeyler yapacağız” dedi.

“Ne güzel” diye düşündü çocuk.

Çamurla oynamayı çok seviyordu her şeyi yapabilirdi çamurla; yılanlar, çamurdan adamlar, filler, fareler, arabalar, kamyonlar…

Ve başladı çamuru yoğurmaya…

Ama öğretmen,

“Durun! hemen başlamayın!” dedi.

“Şimdi” dedi öğretmen, “Bir çanak yapmayı öğreneceğiz”.

“Ne güzel” diye düşündü çocuk.

Çanak yapmayı çok severdi. Ve başladı yapmaya Boy boy, şekil şekil çanakları.
Ama öğretmen “Durun” dedi. “Size nasıl yapılacağını göstereceğim”.

Ve de gösterdi herkese bir büyük çanağın nasıl yapılacağını.

“İşte” dedi öğretmen. “Şimdi başlayabilirsiniz”.

Küçük çocuk bir öğretmenin çanağına baktı, bir de kendi çanağına. Kendi çanağını daha çok sevdi. Ama bunu söyleyemedi. Çamur topağını yuvarlayıp yeniden yaptı öğretmeninki gibi derin bir çanak.

Ve çok geçmeden Küçük çocuk öğrendi beklemeyi, izlemeyi, ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı. Ve çok geçmeden kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya başladı.

Ama birdenbire taşınıverdiler başka bir eve.

Başka bir şehirde ve çocuk gitti başka bir okula. Bu okul daha da büyüktü öbüründen. Kestirme yolu da yoktu dışarıdan Büyük basamakları çıkmak Ve uzun koridorlardan geçmek gerekiyordu sınıfa kadar.

Ve daha ilk gün dedi ki öğretmen:

“Şimdi resim yapacağız”.

“Ne güzel” diye içinden geçirdi çocuk.

Ve başladı beklemeye öğretmenin, ne yapmasını söylemesini beklemeye. Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi başladı sınıfta dolaşmaya.

Küçük çocuğa gelince durup sordu:

”Resim yapmak istemiyor musun?”

“İstiyorum” dedi çocuk. ”Ama ne resmi yapacağız?”

“Ne resmi istersen?” dedi öğretmen.

“Nasıl çizmeliyim?” diye sordu çocuk.

“Nasıl istersen.” dedi öğretmen.

“İstediğim renk mi?” diye sordu çocuk.

“İstediğin renk” dedi öğretmen.

”Eğer herkes aynı resmi yaparsa ve aynı renkleri kullanırsa kimin neyi yaptığını ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?”

“Bilmem”, dedi çocuk.

Ve başladı çizmeye :

Kırmızı bir çiçek, sapı yeşil…

Helen Buckley

İrlanda Dublin Üniversitesi Öğretim üyesi

15/11/2020

Bir insan keklik avlamadan yaşayabilir. Fakat bir keklik canı olmadan yaşayamaz.Keklik insan için önemli bir kuş türüdür.

Çünkü 1 keklik hayatı boyunca 1 milyon tane kene yer. Bizim onları yemeye ihtiyacımız yok ama onların keneleri yemesine ihtiyacımız var.

Av spor degil caniliktir . Kesinlikle dogru bulmuyorum dogada tek basına gezen bir hayvanın yaşama hakkını elinden almayın !

05/11/2020

Ne acıktığı için ağladı
Ne susadığı için ağladı
Ne daracık enkaza defalarca girdiği için ağladı
Ne uykusuz kaldığı için ağladı
Ne üşüdüğü için ağladı
Ne sevdiklerinden uzakta olduğu için ağladı
Ne toz toprak içinde kaldığı için ağladı

Ağladı çünkü umudu buldu
Çünkü çok mutlu
Çünkü bir sürü hayatı kurtardı.

Hani derler ya ;
GERÇEK KAHRAMANLAR PELERİN TAKMAZ !

İşte gerçek kahramanlarımız . Allah hepsinden razı olsun. İyi varsınız.

28/10/2020

O kadar destan yazdık !
O kadar ağıt yaktık !
O kadar ağladık !
O kadar güldük !
O kadar başaramadık !
O kadar başardık !
O kadar ayrıldık !
O kadar birleştik !
O kadar üstümüze geldiler !
O kadar üstlerinden geçtik !
O kadar zordu !
O kadar kolay !
ŞİMDİ O KADAR YÜKSEK SESLE 97 YILIN HATIRINA HAYKIRIYORUZ .

YAŞASIN CUMHURİYET !!!

28/10/2020

Tüm İslam aleminin kandili mübarek olsun.

Want your business to be the top-listed Government Service in Ankara?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Website

Address

SAYGI SOKAĞI
Ankara