Burak ŞİMGA

Burak ŞİMGA

Share

Türk Milli Kuvvetler Vakfı Gnl. Bşk. Yrd

22/04/2026

23 NİSAN
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

Çocuklarımız Geleceğimizdir

Bugün, milletimizin egemenliğinin çocuklarımıza armağan edildiği en anlamlı günlerden biri olan 23 Nisan.

Bu özel günde, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın neşesiyle coşarken, kalbimizde tarifsiz bir acı da var.

Son zamanlarda yaşanan okul baskınlarında hayatlarını kaybeden öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi derin bir üzüntüyle anıyoruz.

Onlar; yarınlara umutla bakan, bilgiyle aydınlanan, ülkemizi daha güzel yarınlara taşımak için emek veren paha biçilemez canlardı.

Şiddetin karanlığına karşı; sevginin, anlayışın, eğitimin ve güvenliğin ışığını büyütmek hepimizin görevi.

Hiçbir çocuk korku içinde okula gitmesin, hiçbir öğretmen görevi başında tehdit altında kalmasın diye;
daha duyarlı, daha birlik ve daha güçlü bir toplum olmalıyız.

Çocuklarımızın gülüşü, öğretmenlerimizin fedakârlığı bu milletin en değerli hazinesidir.

Başta vefat eden evlatlarımız olmak üzere, tüm öğrenci ve öğretmenlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
Geleceğimizin sesi, umudu ve yarınları olan çocuklarımızla gurur duyuyoruz.

Tümkuv Gnl Bşk Yrd
Burak ŞİMGA

17/04/2026

Kaç gündür maalesef içimiz kan ağlıyor. Eğitim kurumlarında olan olaylar, geleceğe ışık saçan yavrularımızın hayatdan koparıldığı, yavrularımızın geleceğini inşaa eden öğretmenlerimizin acımasızca katledildiği bu zaman da hepimizi derinden üzmüştür. Okul çağında olan bir çocuğun tek hedefi okumak, arkadaşları ile güzel vakit geçirmektir. Ne yazık ki son gelişen olayda çocuklar artık okula gitmekten korkması, öğretmenlerin bile gelişen olayların etkisi ile acaba bugün bir şey olacak mı endişesi üzerine okula gidiyorlar.

Daha yetişkin çağında olmamış şahısların elinde silah, bıçak ve ya buna benzer aletlerin bulundurmaları, bu kadar vahşice katliam yapacak kadar gözlerini karatmasında başka sebepler aranması lazımdır. Başta o şahıslardan sorumlu annelerini ve babalarını göz altına alınması lazım hatta bu suçun ortakları olarak hapse dahi atılması gerekmektedir. İlk eğitim ailede başlar cümlesi ile terbiye ve ahlaki değer kazanımı ailenin üstünde en büyük rol oynayan bireylerdir. O çocukların çevresi kötü olabilir, bir film ya da dizeden veya oyundan etkilenmeler yaşayabilir ama bunu engelleyen en büyük faktör ailedir. Bunun en büyük çözümü ise unutulmuş AİLE STATÜSÜNÜ TEKRARDAN İNSANLIĞA HATIRLATILMASI LAZIMDIR.

Gelelim günümüz çağındaki Tv programlarına ve oyunlara. Maalesef gündüz kuşağı olarak adlandırılan ve sanki iyi bir olay geçiyormuşçasına televizyon da insanların karşısında olur olmadık meseleleri lansman edip karşımıza çıkıyor. Ahlaki değerlerin yere serildiği, aile yapısının bozukluğunu göstererek yavaş yavaş beyne işletip normalleştirmeye kadar gidiliyor. Dizi veya filimler de oluşan olayların özellikle de mafya ve yasak aşk ve ya yer altı dünyasını konu alan, bizim ahlakımıza ters ama batıdaki insanlar için bir teşkil etmeyen olayların yansıtılması (batılaşma) çabası, çete olayların ön yüzüne çıkarak televizyonlara yaymaları tabiki izliyeci açısından etkilenmeye sebep oluyor. Ailede umursamazsa, çoçuğun çevresine, kiminle konuştuğuna bakmazsa, 7/24 denetlemezse insanlığa karşı sıkıntılı varlıklar oluyorlar. Daha 14,15,16 yaşındaki çocuklar ellerinde tesbih, ağızlarında küfür kendilerini adam sanarak geziyorlar. Bunları bu hale koyan en büyük etken Aileleri. Şuan öğretmenler çocuklara bağıramıyor bile, aile iki gün sonra geliyor benim çocuğuma niye ceza verdin niye bağırdın diye hesap soruyor. Çocuk bunu görüyor, kimse bana dokunamaz sanıyor kendini bir şey sanıyor. Tehlike şuan en üst seviyede. Bir insan eline silah alacak adam vuracak noktaya gelecek heleki bir cocuk. Çok ciddi şekilde gündeme yerleşmesi lazım. Tbmm de bu konu hiç bir şekilde düşmemesi lazım. Gelecek tehlikede. Sokaklar da çocuklar terör estiriyor. Nesiller tehlikede. Annenin,babanın öpemediği, kıyamadığı evladını sabah okula götürüyor, bir varlık geliyor insan dahi denilmez mahlukat okulu tarıyor. Aileside mahlukat kendiside.

Sosyal medya özentiliği, iletişim ağları bunlar da çok fazla etkileşim oluyor. Özellikte telegram ya da whatsapp kanalların da denetlenmeyen bakılmayan bu uygulamalar da çok fazla dolaplar dönüyor. Adamlar araba ilanı verir gibi şu kadara adam öldürülür dükkan taranır gibi ilanlar veriyorlar. Veya bazı sosyal medya üzerinden tehdit varisi mesajlar ile karşımıza çıkıyor. Bu dönen olaylar da fazlasıyla tehdit alınan yerler var önceden alınan önlem olsaydı, bu acı olaylar yaşanmazdı. Herkes suçlu bu olaylarda. Herkes hatalı, şikayet edilen kurum umursamadıysa ilgilenmediyse onlar fazlasıyla hatalı. Tamam şuan önemler alınıyor ama önceden niye alınmadı, illaki canlar mı yanacak ya da birimi vefat edecek. Şuan gündem de geziyor ama bir kaç ay sonra çoğu kişi unutacak belki ama bazı şeylerde gerçekleşmeden önlem alınsın. Şuan okullara polis konulsa nolur konulmasa nolur. Denetleme arttılsa ne fayda, etkilenen şahıslara ne olacak.

29/08/2025

30 AĞUSTOS DA ZAFER BAYRAMI NASIL İLAN EDİLDİ HEP BERABER BAKALIM

Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra kamuoyunda ve TBMM’de taarruz için sabırsızlıklar baş göstermiştir. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.” diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlamıştır.

1922 yılının Haziran ayı ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçme kararını almıştır. Asıl amaç; yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktır. Büyük Taarruz ve bu taarruzu taçlandıran Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını ve zirvesini teşkil etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşımıştır.

Batı Anadolu’yu Türk ordusuna karşı savunmayı planlayan Yunan ordusu; Gemlik Körfezi’nden Bilecik, Eskişehir ve Afyon doğusu ile Menderes Nehri’ni takiben Ege Denizi’ne dayanan savunma hattını bir yıla yakın bir süre ile tahkim etmiştir. Özellikle Eskişehir ve Afyon bölgeleri gerek tahkimat gerekse birlik miktarı bakımından daha kuvvetli tutulmuş, hatta Afyon’un güneybatısındaki bölge birbiri gerisinde beş savunma hattı şeklinde tertiplenmiştir.

Hazırlanan Türk taarruz planına göre 1’inci Ordu kuvvetleri, Afyon’un güneybatısından kuzeye doğru taarruza geçtiğinde Afyon’un doğusu ve kuzeyinde bulunan 2’nci Ordu kuvvetleri de taarruzla kesin sonuç almak istediğimiz 1’inci Ordu bölgesine düşmanın kuvvet kaydırmasına engel olacak ve Döğer bölgesinde bulunan düşman ihtiyatlarını kendi üzerine çekmeye çalışacaktır. Süvari Kolordusu da Ahır Dağları’ndan aşarak düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek düşmanın İzmir’le telgraf ve demir yolu irtibatını kesecektir. Baskın prensibi ile Yunan ordusunun imhasının gerçekleşmesi düşünülmüştür.

İki ordunun insan ve tüfek yönünden aşağı yukarı birbirine dnk olmasına karşın makineli tüfek, top, uçak ve özellikle motorlu araçlar yönünden üstünlük Yunan ordusundaydı. Yalnız süvari (kılıç) olarak Türk ordusu üstünlüğe sahipti. Bir taarruz ve özellikle de takip harekâtında tank ve motorlu araçların bulunmadığı o zamanki savaşlarda, süvarinin oynayacağı rolün çok önemli olduğu yadsınamaz bir gerçekti. Mustafa Kemal Paşa, 19 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini vermiştir.

26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe’deki yerini almıştır. Büyük Taarruz burada başlamış, topçuların sabah saat 04.30’da taciz ateşi ile başlayan harekât, saat 05.00’te önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etmiştir.

Piyadeler, sabah 06.00’da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak tel örgüleri aşıp Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra Tınaztepe’yi ele geçirmiştir. Bundan sonra saat 09.00’da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlenmiştir. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1’inci Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirmiştir. 5’inci Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulunmuş, 2’nci Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürmüştür.

27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçmiş, bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insanüstü çabalarla gerçekleştirilmiştir. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuş, Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyon’a taşınmıştır.

28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen taarruz harekâtı, düşmanın 5’inci Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlanmıştır. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli bulmuşlardır. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar almışlar ve karar süratli ve düzenli bir şekilde uygulanmıştır. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekâtı, Türk ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. Büyük Taarruz’un son safhası Türk askerî tarihine Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.

30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında, bizzat Zafertepe’den idare ettiği savaşta, tamamen yok edilmiş veya esir edilmiştir. Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha veya esir edilmiş, kalan bölümü ise üç grup halinde çekilmiştir. Bu durum karşısında Çalköy’de yıkık bir evin avlusu içinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Yunan ordusunu takip etmesi için Türk ordusuna o tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir.

Takip Harekâtı ve Zafer

1 Eylül 1922’de Türk ordusunun takip harekâtı başlamıştır. Muharebelerden kurtulan Yunanlar İzmir’e, Dikili’ye ve Mudanya’ya doğru kaçmaya başlamışlardır. Türk ordusu bu muharebe neticesinde 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girmiştir. Sabuncubeli’nden geçen 2’nci Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken bunun solunda 1’inci Tümen de Kadife Kale’ye doğru yürümüştür. Bu Tümenin 2’nci Alayı, Tuzluoğlu Fabrikasından geçerek Kordonboyu’na ulaşmıştır. Yüzbaşı Şeref Bey Hükûmet Konağına, 5’inci Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine ve 4’üncü Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadife Kale’ye bayrağımızı çekmişlerdir.

9 Eylül 1922’de İzmir, 11 Eylül'de Bursa ve 18 Eylül'de de Batı Anadolu düşman işgalinden kurtarılmıştır. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Doğu Trakya, silahlı çatışma olmadan Yunan askerinden arındırılmıştır. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirmiştir.

Türk milletinin vatan sevgisinin, yıkılmaz azim ve iradesinin bir eseri olarak ortaya çıkan bu zaferle sadece vatan toprakları düşmandan kurtarılmamış, Büyük Önder ATATÜRK’ün liderliğinde, ulus iradesine ve egemenliğine dayanan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller üzerinde kuruluş süreci başlatılmış ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Büyük Zafer’den iki yıl sonra Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer’in önemini şu şekilde ifade etmiştir. “... Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır...”

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün engin ileri görüşlülüğüyle kurulan Cumhuriyet, ulusal egemenliğe dayanan yönetim biçimi olmasının yanı sıra kapsamlı bir aydınlanma ve çağdaşlaşma atılımıdır. Cumhuriyet’le birlikte hayata geçirilen devrimler, ulusumuza çağdaş bir yaşamın kapılarını açmış; laik ve demokratik Cumhuriyet’e sahip olmanın onurunu yaşatmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramı 103. Yılı Aziz Türk Milletime Kutlu olsun. Nice zaferlere imza attık, atmayada devam edeceğiz.
Tümkuv Gnl. Bşk. Yrd. Burak ŞİMGA

Photos from Burak ŞİMGA's post 24/07/2025

İlmin Sonsuz Ufuklarına Yolculuk: Tümkuv Gnl. Bşk. Yrd. Burak ŞİMGA’dan Azim ve İrfanla Yoğrulmuş Bir Başarı Öyküsü

İlim, insana yalnızca bilgi yüklemekle kalmaz; ona bir bakış açısı, bir hayat felsefesi ve dünyaya daha geniş pencerelerden bakabilme kudreti kazandırır. İşte bu kudreti kendisine rehber edinen Tümkuv Genel Başkan Yardımcısı Burak ŞİMGA, eğitim hayatında attığı kararlı ve istikrarlı adımlarla, ilmin ucu bucağı olmayan engin denizlerinde kendine sağlam bir rota çizmiştir.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi eğitimiyle temellerini atan Burak ŞİMGA, Çankaya Üniversitesi’nde İngilizce İşletme eğitimiyle uluslararası perspektifini güçlendirmiştir. Başkent Üniversitesi’nde tamamladığı Liderlik Eğitimi ile yönetim vizyonunu derinleştiren ŞİMGA, nihayet Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisans eğitimini de başarıyla tamamlayarak akademik yolculuğunu bir üst basamağa taşımıştır.
Bu zengin ve çok katmanlı eğitim serüveni, yalnızca birer diploma kazanmanın ötesinde; düşünce dünyasını, iradesini ve karakterini şekillendiren bir mektep hükmünde olmuştur. Çünkü bilinir ki, “ilim talibi” olmak bir zaman dilimine değil, ömre yayılmış bir istikamete talip olmaktır. Burak ŞİMGA da bu istikametin yolcusu olarak, eğitimde eriştiği her menzili yeni bir başlangıç kabul etmiş; daima “daha fazla öğrenmek, daha iyi anlamak ve daha faydalı olmak” gayesiyle hareket etmiştir.

Bugün akademik birikimini doktorayla perçinlemeyi hedefleyen ŞİMGA, yalnızca şahsi gelişimini değil, aynı zamanda toplumsal gelişimi ve Türk gençliğinin kendini yetiştirme azmini de merkeze alarak yoluna devam etmektedir. Onun örnek alınacak gayreti, "İlmin bir nihayeti yoktur; gerçek terakki, insanın kendini sürekli geliştirmesidir" düsturunu en güzel şekilde tefsir etmektedir.

Tümkuv Gnl. Bşk. Yrd. Burak ŞİMGA, eğitim ve öğrenmenin ömür boyu sürecek bir yolculuk olduğuna inanarak, sadece kendisi için değil; içinde yaşadığı topluma ve geleceğe de ışık tutma idealini taşımaktadır. Çünkü bilir ki; ilim, sahibini yüceltir; paylaşılırsa toplumu yüceltir.

Bu inanç ve irfanla örülü başarı öyküsü, bugünün ve yarının Türk gençlerine ilham kaynağı olmakla kalmayıp, “Her Türk evladı kendini ilimde, irfanda ve ahlâkta daima ileri taşımakla mükelleftir” hakikatini bir kez daha hatırlatmaktadır.

19/05/2025
02/05/2025

Geçenlerde twitter da bir paylaşım dikkatimi çekti. Zamanın Allah Dostlarından olan ve derin anlatımlara sahip olan Mevlana Celâleddîn-i Rümî’ye ait olan eserlerden bir kısmını alıp cinsellik içerdiğini ve aslında eserlerinde cinsel temalı içeriklerin bulunduğu söylüyor. Kuş akıllı bile demek istemediğim şahıslar ve bunları destekleyen yobazlarda “Bizler de gördük ve çok şaşırdık, bunlara birde âlim diyenler var sapıklığa bakarmısınız.” diyerek destekliyorlar. Ne bir düşünce ile yaklaşabiliyorlar ne de akılları çalışıyor. Gelin hep beraber şu içeriğe bakalım ve değerlendirelim.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, 13. yüzyılda yaşamış büyük bir İslam âlimi, mutasavvıf ve şairdir. En önemli eserlerinden biri olan *Mesnevî*, insanın nefsini terbiye etmesi, ahlâkî olgunluğa ulaşması ve Allah'a yakınlaşması için rehber niteliğindedir.

Sembolik Anlatımın Önemi

Mevlânâ, eserlerinde sembolik anlatımı sıkça kullanmıştır. Bu yöntemle, soyut tasavvufî kavramları somut hikâyeler aracılığıyla ifade etmiştir. Örneğin, *Mesnevî*'nin VI. cildinde şöyle der:

"Senin halini, ancak başkalarının hallerini anlatarak remiz yollu anlatıyorum."

Bu ifade, Mevlânâ'nın sembolik anlatımı bilinçli bir şekilde kullandığını ve okuyucunun bu anlatımları derinlemesine düşünerek anlaması gerektiğini gösterir.

Cinsellik Temalı Hikâyelerin Anlamı
*Mesnevî*'de yer alan bazı hikâyeler, yüzeysel olarak cinsellik içeren olayları anlatıyor gibi görünse de, aslında bu hikâyeler derin tasavvufî mesajlar taşır. Bu tür hikâyeler, nefsin arzularına kapılmanın insanı nasıl felakete sürükleyebileceğini göstermek amacıyla kullanılmıştır.

Örneğin, "Kabak Hikâyesi" adlı hikâyede, bir hizmetçinin eşekle olan uygunsuz ilişkisi anlatılır. Bu hikâye, nefsin şehvetine kapılan insanın nasıl felakete sürüklendiğini göstermek için kullanılır. Burada eşek, insanın nefsini; hizmetçi ise nefsine yenik düşen kişiyi temsil eder. Hikâyenin sonunda, hizmetçi bu ilişki nedeniyle hayatını kaybeder, bu da nefsin kontrolsüz arzularının insanı nasıl yok edebileceğini simgeler.

Benzer şekilde, eşcinsellik temalı hikâyeler de, insanın içsel yolculuğunda karşılaşabileceği sapmaları ve bu sapmaların ruhsal sonuçlarını göstermek amacıyla kullanılır. Bu tür hikâyeler, Mevlânâ'nın dönemindeki sosyal ve ahlâkî sorunlara dikkat çekmek ve okuyucuyu doğru yola yönlendirmek için yazılmıştır.

Tasavvufî Öğreti ve Nefis Terbiyesi
Tasavvuf, insanın nefsini terbiye ederek Allah'a ulaşma yoludur. Mevlânâ'nın eserlerinde yer alan cinsellik temalı hikâyeler, nefsin arzularına karşı mücadeleyi ve bu mücadelenin önemini vurgular. Bu hikâyeler, okuyucuyu kendi nefsini sorgulamaya ve manevî olgunluğa ulaşmaya teşvik eder.

Yanlış Anlamaları Önlemek

Mevlânâ'nın eserlerini değerlendirirken, onun yaşadığı dönemin sosyal ve kültürel bağlamını göz önünde bulundurmak önemlidir. Ayrıca, tasavvufî eserlerdeki sembolik anlatımları anlamak için derinlemesine düşünmek ve bu anlatımların arkasındaki mesajları kavramaya çalışmak gerekir.

Demem şu ki, ateist olursun o kadar din arasında İslamı taşlarsın. Başka din içinde olursun İslama taşlarsın. Demek ki tek hakikat olan şey İslammış. Bazı değerleri eleştirirken akıl ile git, şeytanın kuçağında gitme…

22/04/2025

Bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği, umut ve sevgiyle dolu en özel günlerden biri… 23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açılışı değil, bir milletin yeniden doğuşunun, iradesini eline alışının ve geleceğini kendi elleriyle inşa edişinin adıdır.

Türk milleti, tarihin en çetin sınavlarından geçerek; işgalin, yokluğun ve yoksunluğun içinden dimdik kalkmış, bağımsızlık ve hürriyet uğruna gözünü kırpmadan mücadele etmiştir. Bu şanlı mücadelenin meyvesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Silah Arkadaşlarının önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Bu bayram, yüreklerinde vatan sevgisi taşıyan, gözlerinde geleceğin ışığı parlayan tüm çocuklarındır. Ancak bugün aynı zamanda, babasını bu topraklar uğruna şehit veren çocukların da bayramı... Ve savaşlarda hayatını kaybeden masum yavruların sessiz çığlığını unutmamak, onları kalbimizde yaşatmak için bir vesiledir.

23 Nisan; sadece bir bayram değil, aynı zamanda her çocuğun yüreğine umut, her aileye barış ve milletimize bağımsızlık duygusunun hatırlatıldığı kutsal bir mirastır.Bugün; oyun oynayan, neşeyle gülen her çocuğun yüzünde birer yıldız parlıyorsa, o yıldızlar aynı zamanda vatan uğruna can vermiş şehitlerimizin ve onların geride bıraktığı emanet evlatlarının da nurudur.
Bizler, bu topraklar uğruna fedakârca can verenlerin aziz hatırasını unutmadan; çocuklarımızı sevgiyle, bilgiyle ve bilinçle geleceğe hazırlamaya devam edeceğiz.

Gönlümüzden bir dua, dilimizden bir tebessümle… Ve gökyüzünde bir yıldız gibi parlayan tüm şehit çocuklarına, kalbimizin en derin yerinden sevgilerle…
Tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Vatan uğruna büyüyen her evlat, milletimizin aydınlık yarınıdır.

Türk Milli Kuvvetler Vakfı Genel Başkan Yardımcısı
☪Burak ŞİMGA☪

05/04/2025

Kur’an-ı Kerim öyle bir kitapdır ki, baştan sona eksiksiz ve her bir yere değinmiş, yol gösteren bir pusuladır. Yolunu ve yönünü bulmaya yardımcı olurken, yaşantıdan, ölümüne kadar seninle gelen bir öğreticidir. Kur’an-ı Kerimin vücut bulmuş şeklide Ahir zamanın Peygamberi Efendimiz S.A.V idi. Eksiksiz olan Kur’an-ın, insanlar için nasıl uygulanması ve anlamasını gerektiğini gösterendir Efendimiz S.A.V. Peki eksiksiz olan Kur’an-ı Kerim de neden bazı şeyler yok. Mesela herkesin tartıştığı olaylardan biri namazın kılınışı, rekatları gibi ibadetler neden yazılmamış.

Kur’an yine söylediğim üzere eksiksiz bir şekilde İslamın kitabı olarak verilmiştir. İslamın önderi, 18 bin aleme göderilen, peygamberlerin peygamberi izini taşıyan Efendimiz S.A.V Kitabın insan olmuş halidir. Yaşantısı onun üzerinden gitmiştir. Kur’an dışında söz kelam söylememiştir.

Kur’an da namaz yok ibadet yok o yok bu yok diyen kesim için, Cenabı Allah bazı ayetlerinde namaz ile ilgili şunları bizlere söylemiştir:
1. *Bakara Suresi, 3. Ayet*
“Onlar, gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah’ın yolunda) infak ederler.”

2. *Bakara Suresi, 238. Ayet*
"Namazlarınızı ve özellikle orta namazı titizlikle koruyun. Allah için secde ederken, Allah’a yakınlaşın."

3. *Nisa Suresi, 103. Ayet*
"Namazı dosdoğru kılın. Şüphesiz namaz, müminler üzerinde belirli vakitlerde farzdır."

4. *Maide Suresi, 6. Ayet*
"Ey iman edenler! Namaz için çağrıldığınızda, Allah’ı anmak için hemen namaza durun..."

5. *İsra Suresi, 78. Ayet*
"Gündüzün belli saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz, gece ve gündüz, Allah’a yakınlaşma vesilesidir."

6. *Lokman Suresi, 17. Ayet*
"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir.."

7. *Ahzab Suresi, 41-42. Ayet*
"Ey iman edenler! Allah’ı çok anın, sabah-akşam O’na tesbih edin."

8. *Taha Suresi, 14. Ayet*
"Şüphesiz ben, Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."

9. *Enfal Suresi, 45. Ayet*
"Ey iman edenler! Savaş için karşı karşıya geldiğinizde, hemen Allah’ı zikredin, namazı kılın. Namazda dikkatli olun, çünkü Allah size yardımı müjdelemiştir."

Bu ayetler, namazın İslam’daki önemini, Müslümanlar için ne kadar vazgeçilmez bir ibadet olduğunu göstermektedir. Namaz, sadece Allah’a olan kulluk borcumuzu yerine getirdiğimiz bir ibadet değil, aynı zamanda bir disiplin ve iç huzur kaynağıdır.

Namazın farz olmasının temel dayanağı, Kur'an-ı Kerim de ve Hadislerde yer alan açık ifadelerde bulunur. İslam'da namaz, Allah tarafından Müslümanlara farz kılınan en önemli ibadetlerden biridir. Namazın farz olmasının dayanakları, hem Kur'an-ı Kerim de hem de Hadislerde belirtilmiştir.

1. Kur'an-ı Kerim'de Namazın Farz Olması:
Namazın farz olduğuna dair birçok ayet bulunmaktadır.

- Bakara Suresi, 43. Ayet:
"Ve namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte rükû edin."

- Enfal Suresi, 45. Ayet:
"Ey iman edenler! Savaş için karşılaştığınızda, saf bağlayın ve Allah’ı çok zikredin ki, felah bulasınız."

- Nisa Suresi, 103. Ayet:
"Namazı kılın, zekâtı verin. O'na ve Resulüne itaat edin ki, size merhamet edilsin."
Bu ayetler, namazın farz bir ibadet olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca namaz, İslam'ın beş şartından birisi olarak kabul edilir.

2. Hadislerde Namazın Farz Olması:
Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hadislerinde de namazın farz olduğuna dair açık ifadeler vardır.
- Sahih Buhari ve Sahih Müslim'de geçen bir hadis:
"İslam beş temel üzerine kuruludur: kelime-i şehadet getirmek,namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak ve hacca gitmek."

Efendimiz S.A.V, Kur’an da bahsedilen ibadetleri göstererek ona inanan herkese öğretmiştir. Ona öğretende Allah tır. Nasıl ibadet edilecek, nasıl dua edilecek, nasıl tövbe edilecek bunların hepsini Allah’ın izni ile Efendimiz S.A.V ümmetine göstermiştir. Yani Kur’an da emredilen ibadetlerin uygulanışınıda Peygamberimizin göstermesi uygulamasını anlatmasında bir bütün olmuştur. Bununlada Hadisler ile tamamlanmıştır. Bizler eğitim için okullara gideriz. Okullar da o dersin görevlisi öğretmenler vardır dimi. Fen dersine kalkıpta Türkçe öğretmeni anlatmaz. Herkes kendisinden sorumlu dersleri anlatır. Bu derslerin kitapları olur. Öğrenciler o kitapları alır, dersine uygun kitabı seçer ve öğretmenini dinler. Kitap zaten herşeyi anlatmıyormu, öğretmene ne gerek var dimi desem, onlar nasıl öğrenecek o yazılan bilgileri dersiniz. Bilgi eksik mi kitapda hayır. Öğretmen o bilgileri öğrencilerine uygulamalı bir şekilde anlatarak ilerliyor. İşte Kur’an-ı Kerim de eksiksiz ve anlaşılır bir şekilde 18 bin aleme indirildi. Onun Öğretmeni ise Hz. Muhammed Mustafa S.A.V oldu. İndirilen Kur’an-ı Kerimi tüm ümmete anlattı oda Hadis oldu.

Geçmişten günümüze kadar hep taşlandı bu mevzular. Aklımız var dediler, akıllarını şeytana sattılar. Bilgiliyiz dediler azgın nefssin pençesinde tutdular. Ne düşüncüleri doğru oldu ne de akılları başların da durdu. İslamını nasıl çizeriz diye uğraşırlar ama La Galibe İllallah’ı unutur oldular. İbadet zorlarına geldi, hadisleri silip yalanladılar. Yahudinin değiştirdiği hadisleri aldılar onunla savundular. Şunu unuttular ki her devir de firavunu var ise ona galip gelecek fakir bir Musa da olacaktır.

17/03/2025

Tarih 18 Mart'ı gösterdi. Çanakkale toprakları Şehit kanları ile kaplanırken, karşı donanma zafer ile seviniyordu. Bizler ise gönlümüzde Vatan, dillerde Allahu Ekber, vücudumuz şehitlerin şanı ile gökyüzünün karanlığını aydınlatan Ay ile Yıldızın ışıltısıyla sarmış Şanlı Bayrağımız kaplı idi. Düşman kutlama yaparken gemisinde bir ses duydu, içlerinde korku sardı. Kazanacağız ümidi var iken birden bire kaybetmenin ve ölümün korkusu sardı. Şehit Seyid Onbaşı son gücünü İman ile Vatan Aşkı ile Şehitlerin gücüyle 215 kilo mermiyi sırtlanıp vurduğu o düsman gemisi ile birlikte donanma gemilerin bir anda rota değiştirilmesi bununlada denizlere döşenmiş mayınlara bir bir avlanmaları sonucunda düşman sevinirken bir anda yıkıma uğradı.

İşte Tarih Çanakkale Zaferini andı bundan sonra. Türk ile uğraşılmayacağı, Vatan için ailesini ve kendisinden vaz gececek kadar gözü kara olduğunu, savaş zorlu olsa bile İslamın gölgesinde, Şehitlerin kolları altında, Bayrağı göklerde olan Vatanın Evlatlarını yok edemiyeceklerini bir kez daha akıllarına kazıdılar.

Çanakkale zaferi ne destan ile anlatılır ne de kalemler yeter zafer şiirlerine. Bizler Onların borcunu kolay kolay ödeyemeyiz. Nice topraklar vardır Şehit kokar her yeri.
18 Mart Çanakkale Zaferi Tüm Türk Dünyasına Kutlu olsun.

08/01/2025

Bizler buyuz işte, Atalarımızın övgüsünü taşıyan Gençler biziz. Valllahi şehitler üstümüzde, vallahi Allah’ın Veli kulları üstümüzde. Bizler İslamın ışığı ile, Göklerde dalgalanan Ay ile Yıldınızın gölgesiyle, Şehitlerimizin ruhları ile bir bedeniz. Devletimizin , Açık Gözlü, doğru düşünen ve gelişime açık sağlam Gençleriz. Vücudumuzda dolaşan Asil kanın sahipleriyiz. Bu Ülkenin evlatları elmas kadar değerli işlenince bir mücevher gibi parlayan Gençleriz. Unutmayın Bu Vatanın evlatları ister Kız ister Erkek olsun fark etmez. Her Türk asker doğar cümlesi ile, İslamımızın İlk Emri Oku ile bu davanın neferleriyiz. Türk isen, bu danavın içindesin.

Türk Milli Kuvvetler Vakfı Gnl. Bşk. Yrd
Burak ŞİMGA

30/12/2024

Yeni yıl oluşumları, kutlamaları bizim Kültürümüzde veya Dinimizde yeri hiç bir zaman olmadı, olmayacaktır. Bizim nezaketimizde miladi takvime göre bir yılı bitirmiş bulunmaktayız. Bu yüzden, yeni bir ay, yeni bir takvim, yeni bir başlangıç olarak bakacak olursak eğer, Rabbim 2025 yılında sevdiklerinizle, huzur, mutluluk, sağlık ve nice güzel günler görmeyi bizlere nasip etsin insaAllah.

Peki biz bu zaman da neler yapmamız lazım?
Bir Müslüman olarak biten bu yılda neler yaptık? Kendi iç dünyamızda bunların muhasebesini yapmamız lazımdır. Geçen bu aylarda insanlığa, vatana yarayacak ne gibi işler yaptık? Hatalarımız nelerdi? Bu ve benzeri şekilde kendi muhasebemizi oluşturarak bu yeni bir başlangıç zamanın da neler yapabileceğimizi düşünmemiz lazımdır.

Malesef her sene söylenmektedir, bizim yilbaşı kutlamamız yoktur. Bir yahudi veya hristiyan veya başka dine mensup bir insanin, ramazan ya da kurban bayramını benimsediğini gördük mü? Veya 3 aylar, Kandille gibi Dinimizin önemli günlerini benimsediğini gördük mü? Tabiki de hayır. Bizler de yılbaşında kutlama değilde, bize yakışır bir şekilde bir dönemin sonu ile neler yaptık, başlangıç bir dönemde neler yapacağız bunların hesabını oluşturmamız lazımdır.

Biz değerlerimize, kültürümüze sahip çıktığımız mütdetce biz oluruz.

Want your business to be the top-listed Government Service in Ankara?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Address

Ankara