08/10/2026
Gazdanov 1903 doğumlu; bir devrim, iki savaş görmüş, yolu Gelibolu’dan ve Heybeliada’dan geçmiş, sürgün edilmiş, göçmen yaşamış, ana dili hep Rusça kalmış; ölümünden 20 yıl sonra tam anlamıyla dünya edebiyat sahnesine çıkmış bir yazar. Bizim onunla tanışmamız ise Türkçeye çevrilen tek kitabı ile vuku buldu.
Uçuşa hazırsak kemerleri bağlayalım:
Sıra dışı evlilik hayatlarıyla Sergey Sergeyeviç ve Olga Aleksandrovna, oğulları Seryoja, Olga’nın kız kardeşi Liza. Londra, Paris ve yazlık evler üçgeninde; kah dönem dönem beraber yaşayan, kah yetişkinlerin birer ikişer ortadan kaybolduğu dört kişilik işlevsiz bir aile.
Bir de yazar Arkadi ve karısı Ludmila, yaşlı aktris Lola, Sergey’in kankası Sletov gibi ana hikâyeye terlikleriyle girip çıkan yan karakterler var.
Kitabın çekirdeğinde aşk: evlilik ve aşk, yasak aşk, tabu aşk, düpedüz ensest aşk, yaşlı-genç aşkı, zengin-fakir aşkı… Zurnanın zırt dediği yerde ise kabul edilemez bir ilişki.
Finalde, hikâyenin içine ustalıkla gizlenmiş Çehov’un silahı elbette patlıyor. Çatışmanın çözümü ve “Biz bu insanları niye okuyoruz ya, ne alaka?” dediğimiz karakterlerin alakası da şık bir twistle hallediliyor.
İncelikle kurulmuş cinsiyet simetrisi, kutsal annelik mitinin omuzlarından tutulup sarsılması ve okura neredeyse hiç psikanalitik done vermeden yine de bu analiz bataklığından çıkışı mümkün kılması, Gazdanov’a buradan yeni hayranlar kazandırdı.
Kadehimizi sana kaldırıyoruz, Nazdrovya Gazdanov!
Başak