03/06/2026
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine..."
Bugün, Türk edebiyatının en güçlü seslerinden biri olan Nazım Hikmet'i saygı ve özlemle anıyoruz.
Şiirleriyle umut, mücadele, özgürlük ve insan sevgisini kuşaklara taşıyan Nazım, dizelerinde yalnızca kendi çağını değil, geleceği de anlattı. "Kerem Gibi" şiirinde dile getirdiği gibi, yaşama ve insana olan inancını her koşulda korudu.
Aramızdan ayrılışının yıl dönümünde; sözcükleriyle hâlâ yolumuzu aydınlatan büyük şairi sevgi, saygı ve hasretle anıyoruz.
01/06/2026
Bugün Dünya Çocuk Günü.
Ama dünyanın dört bir yanında çocuklar hala oyun oynayacakları parklarda değil, savaşların, yoksulluğun, ihmalin ve adaletsizliğin gölgesinde büyümeye çalışıyor. Kimileri bombaların altında, kimileri açlıkla, kimileri ise korunabilecekleri bir sistem olmadığı için hayatını kaybediyor.
Ancak çocuklara yönelik tehdit yalnızca savaşlar ya da ihmaller değildir. Çocukların güvenliğinin ve haklarının yeterince korunamadığını gösteren endişe verici bir tabloyla karşı karşıyayız. Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği tarafından paylaşılan verilere göre, 2023 yılında 61 kız ve 7 erkek çocuk ebeveyn olarak kayıtlara geçmiştir. Bu tablo, çocuk yaşta evliliklerin, istismarın ve çocukların omuzlarına yüklenen yetişkin sorumluluklarının hala ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Çocukların okul sıralarında olması gereken yaşlarda ebeveynlik ile karşı karşıya kalması, yalnızca bireysel değil toplumsal bir başarısızlıktır. Bir çocuğun çocukluğunu yaşayamadığı, eğitimden koparıldığı, korunamadığı her durumda kaybeden yalnızca o çocuk değil, toplumun geleceğidir.
Kurumsal çocuk koruma mekanizmalarının ve etkin bir bildirim sisteminin bulunmaması nedeniyle birçok vakanın kayıt altına dahi alınamadığı düşünüldüğünde, karşımızdaki tablonun açıklanan rakamlardan çok daha ağır olduğu açıktır. Bir toplumun çocukları istismardan, şiddetten ve sömürüden koruyamadığı yerde ne adaletten ne de gelecekten söz edilebilir.
Çocukların yaşadığı, güvende olduğu, eşit fırsatlara sahip olduğu bir gelecek kurmak hepimizin sorumluluğudur. Bunun için susmamak, görmezden gelmemek ve mücadele etmek zorundayız.
Dünya Çocuk Günü’nde bir kez daha söylüyoruz: Çocuklar ölmesin. Çocuklar yaşasın.
24/05/2026
Tarih, sarayların kuklalarını değil; sokaklarda direnenlerin mücadelesini yazar.
Türkiye’de yaşananlar yalnızca bir partiye yönelik operasyon değil; bir halkın iradesine, öğrencinin geleceğine, muhalefetin varlığına ve toplumun nefes alma hakkına yöneltilmiş bir darbedir.
Gideceğini hissettiği her an acımasızca kendi halkına biber gazlarıyla salya akıta akıta saldırması korktuğunun göstergesidir.
Ve yine biliyoruz ki bu korku iklimi, örgütlü mücadeleyle dağılacak.
Bir halkın geleceğini elinden almaya çalışan her düzen, eninde sonunda kendi karanlığında boğulur.
Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, Özgür Özel’in başlattığı bu mücadelenin sonuna kadar destekcisiyiz.
TDP Gençlik Örgütü
24/05/2026
O, şiddet ikliminin ilk kurbanıydı. Fikirleri toplumu aydınlatıyordu, işte tam bu yüzden aydınlıktan korkan faşist zihniyet onu çok sevdiği Kıbrısından kopardı.
Fazıl Önder, henüz 32 yaşındayken hayattan koparılmış olsa da toplumda yer etmiş önemli bir simâydı. Daha adamız bölünmemişken iki toplumun barış içinde yaşamasını savunuyor, Taksim tezine cesurca karşı çıkıyordu. Aramızdan ayrılmadan yalnızca bir hafta önce ölümle tehdit edilmiş ama o ideali olan birleşik Kıbrıs'tan ödün vermemişti.
Toplumcu Demokrasi Partisi Gençlik Örgütü olarak Fazıl Önder'i ölümünün 68. yıl dönümünde sevgi ve saygıyla anıyor, fikirlerini yaşatmaya söz veriyoruz.
Toplumcu Demokrasi Partisi Gençlik Örgütü
21/05/2026
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir okulda yaşanan cinsel istismar iddialarını öfke, utanç ve derin bir vicdani yarayla takip ediyoruz. Çocukların korunması gereken yerde istismara maruz bırakılması; yalnızca bireysel bir suç değil, bu düzenin yarattığı denetimsizlik, ihmalkârlık ve çürümüşlüğün açık sonucudur. Bu olayın ne vicdanda, ne hukukta, ne de Kıbrıs Türk toplumunun değerlerinde kabul edilebilir en ufak bir tarafı vardır.
Anayasamızın 60. maddesi açıktır: Devlet, gençlerin bilgili, sağlıklı, sağlam karakterli ve topluma yararlı bireyler olarak yetişmesini sağlamakla yükümlüdür. Ancak bugün geldiğimiz noktada çocukların en temel yaşam hakkının, güvenlik hakkının ve ruhsal bütünlüğünün korunamadığını büyük bir utançla izliyoruz. Çocukları koruyamayan bir sistemin hiçbir meşruiyeti olamaz.
Daha da vahim olan ise böylesi ağır bir olay karşısında gerçeklerin baskı altına alınmaya çalışılmasıdır. Ceza Yasası üzerinden yaratılan korku ortamıyla gazetecilerin ve kamuoyunun susturulmasını kabul etmiyoruz. Bir gazeteci çocuk istismarını haber yaptığı için değil; çocukları koruyamayanlar korkmalıdır.
Basının görevi gerçeği halkla buluşturmaktır. Çocukların uğradığı istismarı görünmez kılmaya çalışmak, sansürlemek veya baskıyla susturmak; suçu ortadan kaldırmaz, aksine büyütür. Çocukların sesini kısmaya çalışan her anlayış bu çürümüş düzenin ortağıdır.
Bu yaşananlar “münferit olay” diyerek geçiştirilemez. Yıllardır süren denetimsizlik, cezasızlık ve ihmalkâr politikaların ağır sonucuyla karşı karşıyayız. Sessiz kalan herkes, bu karanlığın büyümesine ortak olmaktadır.
Okullar çocukların korkmadan var olabildiği, kendini güvende hissettiği alanlar olmak zorundadır. Çocukların bedenine, ruhuna ve geleceğine yönelen her türlü karanlık zihniyetin karşısında olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz. Hiç kimse bulunduğu makamın, sıfatın ya da siyasi korumanın arkasına saklanarak bu suçların üstünü örtemeyecektir.
TDP Gençlik Örgütü
19/05/2026
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı bağımsızlık meşalesi, 106 yıl sonra bugün hâlâ gençliğin ellerinde umut olmaya devam ediyor. Eşit özgür ve demokratik bir gelecek için susmayan gençlik hala Atatürk'ün izindedir. Çünkü Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği Cumhuriyet; ancak dayanışmayla, demokrasiyle ve gençlerin cesaretiyle yükselecektir. Cumhuriyet, İstikbal, Egemenlik, Bilim, Hürriyet, Adalet bize emanet !
Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.
TDP Gençlik Örgütü
16/05/2026
Onur, mücadeledir.
Bugün ve her gün gökkuşağının tüm renklerini sevgiyle kucaklıyor; her rengin özgürce parlayacağı güne kadar bu onurlu mücadeleye devam ediyoruz. 17 Mayıs’ta her türlü ayrımcılığa, nefret söylemine ve politikalarına karşı özgür, eşit ve güvenli bir yaşam talebini bir kez daha haykırmak için yürüyoruz. İnsan haklarına inanan herkesi de bu yürüyüşe katılmaya davet ediyoruz.
Biliyoruz ki yarınlar; bugün birbirimizin elini ne kadar sıkı tuttuğumuzla ve farklılıklarımıza nasıl sahip çıktığımızla şekillenecek. Daha kapsayıcı, daha adil ve sevgi dolu bir gelecek için gelin 17 Mayıs’ta hep beraber yürüyelim!
Tarih ve Saat: 17 Mayıs 2026, Pazar - 17.30
Başlangıç Noktası: AVENUE CİNEMAX / Suitex
14/05/2026
Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nde yaşananlar bir “yanlış anlaşılma” ya da basit bir okul gündemi değildir.
Bu mesele, gençliğin nasıl bir ülkede yaşayacağı, nasıl bir eğitim sistemi içerisinde büyüyeceği ve düşünce özgürlüğünün ne kadar korunacağı meselesidir.
Bir okulun içerisinde ayrıştırıcı, baskıcı ve çağ dışı söylemlerin normalleştirilmesi kabul edilemez. Kadınları hedef alan, eşitliği küçümseyen anlayışların eğitim ortamlarında yeri yoktur.
Daha da kabul edilemez olan ise öğrencilerin ve velilerin ortaya koyduğu haklı rahatsızlığın küçümsenmeye çalışılmasıdır. Bu ülkenin gençliği susmuyor. Çünkü artık herkes neyin adım adım yapılmaya çalıştığını görüyor.
Eğitim sisteminin içerisindeki gerçek sorunlar çözülmezken, okulların altyapısı yetersizken,
gençler gelecek kaygısıyla bu ülkeden koparken, esas konuşulması gerekenler yerine toplum yeni tartışmaların içine sürükleniyor.
Sonra da dönüp “Gençler neden gidiyor?” diye soruyorlar. Biz gençler olarak; özgür düşünebildiğimiz, kendimizi ifade etmekten korkmadığımız, bilimin ve aklın yol gösterdiği bir eğitim sistemi istiyoruz.
Kimsenin okullar üzerinden gençliğe şekil vermeye çalışmasına sessiz kalmayacağız. Bu toplumun gençleri biat ederek değil, sorgulayarak, Atatürk’ün izinde büyüdü. Ve tam da bu yüzden; çağdaş eğitime, eşitliğe, özgür düşünceye ve öğrencilerin sesine sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Çünkü okullar bizimdir. Atatürk bizimdir. Gelecek bizimdir ve bu ülkenin gençliği karanlığa teslim olmayacaktır.
Karanlığa teslim olmayıp direnen TMK öğrencileri ve velilerinin haklı direnişine desteğimiz tamdır.
TDP Gençlik Örgütü
10/05/2026
Sabrı, şefkati ve sevgisiyle dünyayı daha yaşanılır kılan, bizlere karşılıksız sevgiyi, emeği ve umudu öğreten, kalbi anne merhametiyle çarpan herkesin Anneler günü kutlu olsun. Varlığınızla dünyayı güzelleştirdiğiniz için teşekkür ederiz. İyi ki varsınız 💐
09/05/2026
Trafik Haftası’nda toplam 50 kaza, 21 yaralı, 1 ölüm ve milyonlarca tl maddi zarar açıklandı.
Vatandaş vergisini ödüyor, seyrüseferini ödüyor, muayenesi yaptırıyor. Trafik Haftası’nda reklam ve gösteri yapanlar, vatandaşın her gün ölüm tehlikesiyle kullandığı yolları neden görmüyor?
Şubat 2022’den bu yana Erhan Arıklı’nın Ulaştırma Bakanlığı döneminde yaklaşık 10 bini aşkın trafik kazası yaşandı. Yüzlerce insan yaralandı, yaklaşık 150 insan ise bu yollar üzerinde hayatını kaybetti.
Ancak her kazanın ardından aynı ezber cümleler tekrarlandı:
“Sürat…”
“Dikkatsizlik…”
“Sürücü hatası…”
Peki hükümetin ve ulaştırma bakanlığının sorumluluğu nerede başlıyor?
Yıllardır yapılmayan yollar, karanlığa terk edilen güzergâhlar, eksik bariyerler, kontrolsüz kavşaklar, bitmeyen altyapı sorunları ve göstermelik denetimler bu kazaların bir parçası değil mi?
Bir bakanın görevi yalnızca açıklama yapmak değil; önlem almak, yolları güvenli hale getirmek ve insanların hayatını korumaktır.
Bugün yasa gereği vatandaşlardan tahsil edilen seyrüsefer ücretleri’nin sadece yüzde 25’i bozuk yollar için harcanıyor. Oysa yolların bakımından, güvenliğinden ve altyapısından sorumlu olan kurum Karayolları Dairesi’dir. Buna rağmen Karayolları Dairesi yıllardır etkisiz hale getirilmiş, kaynaklardan mahrum bırakılmış durumdadır.
Soruyoruz:
Yollar dökülürken, altyapı çökerken ve insanlar bu yollarda can verirken; seyrüsefer gelirlerinin doğrudan Karayolları Dairesi’ne aktarılmaması nasıl savunulabilir?
Bu düzen yanlış olduğu kadar vicdansızdır da.
Bu ülkede insanlar kaderden değil, ihmaller yüzünden hayatını kaybediyor.
Ve bu ihmallerin siyasi sorumluluğunu almak zorundasınız.
TDP Gençlik Örgütü