Halkın Kurtuluş Partisi Akhisar İlçe Örgütü Resmi Facebook Hesabıdır. HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ
KURULUŞ GEREKÇESİ
GRUP PARTİSİNE NEDEN GEÇİYORUZ? A. Aybar, B.
Bin dokuz yüz yirmide kurulan Proletarya Partisi, ortalama kırk yıl dövüştükten sonra, 1957’de Vatan Partisi Tevkifatı’yla birlikte fiilen faaliyetini sürdüremez duruma düşmüş, dağılışa uğramıştır. Yani kırk yılın kazancı Partiyi yitirmek olmuştur. Bu geriye gidiş, Sovyetler Birliği’nin 74, Sosyalist Kamp’ın 46 yıl sonraki yıkılarak yitirilişine pek benzer… Demek ki Tarihte bu çeşit geri sıçramala
r da olasıymış…
Türkiye Proletaryası 47 yıldır Partisizdir. Bu yüzden de zaman zaman 15-16 Haziran 1970’deki gibi bir yanardağ bacasından fışkırırcasına patlamalarla ileri atılıp, Türkiye’yi sarsmasına rağmen başarılı olamamaktadır… Çünkü bu eylemler kendiliğinden denen türdendir. Başka deyişle gerçek anlamda bir örgütten yoksundur. İşçi Sınıfını örgütleyecek ve ona ideolojisini taşıyacak olan devrimcilerse kendileri Muhtacı Himmet bir Dede durumundadır. Dağınıklık batağında çırpınıp durmaktadır… Tabiî İşçi Sınıfıyla devrimciler arasındaki olması gereken bağlar da yoktur ya da yok denebilecek düzeydedir… Böyle bir ortamda da başarılı olabilmekten elbette ki söz edilemez… Yenilgiler kaçınılmazlaşır…
Türkiye Devrimci hareketinde Teoriyi Hikmet Kıvılcımlı üretti. Geçmişte olsun, bugün olsun Türkiye’ye özgü orijinal Devrimci Teori denilince akla Kıvılcımlı gelir. Kıvılcımlı Türkiye’nin Tarihini, bugününü, sınıf ilişki ve çelişkilerini, buradan hareketle Devrim Stratejisini, Devrim sürecinin izleyeceği yolu (Devrim Cephesini ve onun savaşıp yenmek zorunda olduğu Karşıdevrim Cephesini hangi sınıf, tabaka ve zümrelerin oluşturduğunu) açık biçimde gözler önüne koyar. Böylece dost güçlerin ve düşman güçlerin kimler olduğunu öğrenmiş oluruz. Yine Türkiye’nin en önemli meselelerinden olan Kürt Meselesini de Kıvılcımlı 1933’te teorik planda çözdü. Bu teorik çözüm, bugün bile aşılmış değildir…
Kıvılcımlı’nın Devrim Stratejisi, Leninci Devrim Öğretisinin, Türkiye şartlarına uygulanması sonucunda ortaya çıkan biricik orijinal devrimci ideolojidir. Bizi, yani Türkiye insanlarını bu ideoloji zafere götürecektir. Bunun dışında, Türkiye’de Küçükburjuva-Burjuva Sol Gruplarca ideoloji adına ortaya konan görüşler, aslında birer düşünce sefaletidir. Hiçbir orijinalitesi ve uygulanabilirliği olmayan, bazıları şuradan buradan devşirme, bazılarıysa eklektik, Sovyet Marksologlarından, Çin ve Latin Amerika devrimcilerinden birebir aktarma metinlerden oluşmaktadır bu sözde ideolojiler…
Küçükburjuva Devrimci Gruplar, dünyanın her yerinden görüşler aldılar, aktardılar, benimsediler. Fakat Kıvılcımlı’nın, Parababalarının zindanlarını üniversiteye çevirerek, binbir çaba ve kahırla ürettiği yüzde yüz yerli-orijinal ve dağlar gibi büyük-zengin teorik emeklerinden bir tekini bile dürüstçe-namusluca-gerçek İşçi Sınıfı devrimcisine yakışır biçimde alıp benimseyemediler… Ya sinsice aşırma yolunu seçtiler ya da aynı düşünceyi eksik-sakat biçimde başka sözcüklerle ifade ederek sanki kendi düşünceleri, tespitleriymiş gibi göstermeye çalıştılar… Mesela Deniz ve Mahir Arkadaşlar, Kıvılcımlı’nın “Halk Kurtuluş” terimini aldılar ve hareketlerinin adını bu temel üzerinde şekillendirdiler… Ama bu terimi Kıvılcımlı’dan aldıklarını hiç ağızlarına almadılar… Hatta “Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu” terimini ilk kullanan ve bu imzayla Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerin üniversitelerini yazılayan Kıvılcımlı taraftarı asker kökenli gençler olmuştur… O günkü devrimci arkadaşlar buna tanıktırlar…
Türkiye Sol Grupları “İşbirlikçi Tekelci Burjuvazi” dediler. Ama Finans-Kapital diyemediler. “Oligarşi” dediler ama Finans ya da Mali Oligarşi diyemediler… Velhasıl Kıvılcımlı’ya karşı bizim dışımızda kimse dürüst-namuslu davranamadı… Bunun sebebi Antika-Modern karması toplumumuzda bin yıllardan beri süregelen “Tarihi kendisiyle başlatma” hastalığıydı… Ne yazık ki Küçükburjuva-Burjuva Devrimci Gruplarımız bu hastalığa her şeyleriyle yakalandılar…
Dürüstçe, mertçe eleştiri kaydıyla yararlanmayı bilemediler… Kendilerine de yazık ettiler, devrime de… Tabiî Türkiye Halklarına da…
Bir şeyin büyüklüğü veya küçüklüğü bulunduğu yere-ortama göre farklı algılanır. Bir ovada-dağda bulunan bir kulübe veya bir iki katlı bir ev tek başına olduğu zaman başka algılanır, şehirde bir gökdelenin yanında olduğu zaman başka algılanır. Bizim küçükburjuva devrimcileri de Kıvılcımlı’nın yanında teorik hiçliklerini, zavallılıklarını apaçık bir biçimde görüverdikleri için Kıvılcımlı’ya düşman kesildiler… İki ellerindeki karaları Kıvılcımlı’ya sürerek O’nun büyüklüğünü karartmaya, gölgelemeye çalıştılar…
Oysaki en savaşçı Halife Hz. Ali’nin de dediği gibi; “Doğruyla savaşan yenilir.”
Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılmasından sonra, aynı düşmanlığı bize karşı sürdürdüler… Onların istediği Kıvılcımlı’nın izinin tozunun silinmesiydi… Ancak bunu başarabilirlerse; kendilerini, iyi niyetli ama saf ve bilinçsiz taraftarlarına büyük teorik ve pratik önder diye yutturabileceklerini düşünüyorlardı… Bu sebeple Kıvılcımlı’nın 1921’de yükselttiği bayrağın altında dövüşen biz devrimcileri de hiç sevmiyorlardı… Sonra bizlerin yanında da, teorik koflukları-boşlukları ortaya çıkıveriyordu…
Velhasıl Küçükburjuva-Burjuva Sol Ortam; bize karşı elbirliğiyle mücadele etti… Bunun en tipik örneklerinden biri 12 Eylül sonrasının en büyük örgütlenmesi olan İzmir-İzelman işçilerinin örgütlenmesinde yaşandı-görüldü… Altı bin kişiyi kapsayan bu örgütlenmede, Genel-İş Merkezinde bulunan HÖC’den EMEP’e, DEHAP’tan CHP’ye varıncaya dek herkes bize karşı ittifak etti… Elbirliğiyle bizim emeğimizin üzerine kondular. Emeğimizi gasp ettiler. Tıpkı, Parababalarının İşçi Sınıfının alın terini, emeğini gasp edişi gibi… Mahkemeleri, hatta Yargıtayı bile çeşitli yöntemlerle etkileyerek yaptılar bunu… Bizi; her türlü ahlâkî, insanî, vicdanî ve hukukî değerleri-ölçütleri bir kenara iterek, sarı sendikacılarla açıktan ittifaka girerek yendiler İzelman’da... Genel-İş İzelman Şubesinden elbirliğiyle bizi tasfiye etmeyi başardılar…
Kıvılcımlı, yalnızca büyük bir teorisyen değil, aynı zamanda korku, yorulmak nedir bilmeyen bir devrim savaşçısıdır. Bu yüzden de ömrünün 22,5 yılını Parababalarının zindanlarında geçirmiştir…
Biz de devrimciliği, O’nun oluşturduğu Devrimci safta öğrendik… O’nun devrimci meziyetlerini örnek aldık… Ve kavgayı 1971’den beri O’nsuz sürdürüyoruz. Tabiî O’nun ideolojisinin rehberliğinde… O’nun bize bıraktığı teorik ve pratik hazineyi daha da geliştirerek, zenginleştirerek… Adımız gibi biliyoruz ki zafere bu yoldan ulaşılacak… İşçi Sınıfının ve Türkiye Halklarının kurtuluş yolu budur… Yani Kıvılcımlı’nın açtığı-gösterdiği, aydınlattığı yoldur…
Proletarya Hareketi 1957’de dağılışa uğradıktan sonra Kıvılcımlı bütün çabasını Hareketin birliğini sağlamaya yöneltti… Fakat Küçükburjuva ve Burjuva Devrimcileri de, yanında “siyasi cücelikleri” ayan beyan meydana çıkıveren; bu sebeple de “baş belası” saydıkları Kıvılcımlı’dan kurtulmayı, en azından O’nu tecrit etmeyi en öncelikli siyasi görevleri bildiler… Bunda ne yazık ki başarılı da oldular…
1963’te burjuvazinin de kışkırtması veya yol açmasıyla TİP burjuva bir önderlik altında kuruldu… TİP’in başını tutan ABA’cı (M. Boran, S. Aren’in soyadlarının baş harflerinden oluşur.) oportünizm, Kıvılcımlı’yı ve yandaşlarını bu partiye yaklaştırmamaya özel gayret gösterdi… Kıvılcımlı ve yoldaşları, hiçbir gerekçe gösterilmeden TİP’e kabul edilmedi (Üyelik başvuruları reddedildi). Kıvılcımlı, 1968’e kadar TİP içinde derlenmeyi ve bu örgütün burjuva önderlikten kurtarılarak, gerçek devrimcilerin önderliği altında Proletarya Partisine dönüştürülmesini savundu… Ancak bu başarılamadı…
Devrimci gruplar TİP dışına çıktı. Kıvılcımlı, ondan sonra Marksist-Leninist grupların belirli prensipler çerçevesinde birleşerek; gerçek bir Proletarya Partisi örgütlemelerini önerdi. Yapılması gereken bir Reorganizasyondu. Parti geçmişte kurulmuş, kırk yıl dövüşmüş ve sonra yenilmişti, dağılmıştı… Şimdi yapılacak olan onu yeniden örgütlemekti…
Kıvılcımlı sözlü çağrılarından bir sonuç alamayınca, 1969’da “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” broşürünü kaleme aldı. Bu çağrıyı yaptı Sol Ortama. Ancak Sol Ortamın tepkisi öncekilerden farklı olmadı. Duymazlıktan, görmezlikten gelindi bu somut Çağrı…
1970’li yıllarda Türkiye Solunun bir bölümü Moskova’yı, bir bölümü Pekin’i, bir bölümü Tiran’ı Kâbe edindi. Bir bölümü de Latin Amerika tipi gerillacılığın kendini değil ama lafını ederek, sözde devrimcilik yapmaya çalıştı…
Farklı Kâbeler edinmeleri ve her birinin kendi Kâbesi etrafında tavaf etmeye başlaması, onları kaçınılmaz biçimde Birlik Meselesinden kopardı. Hepsi de Derlenişe, dolayısıyla da Birliğe karşı gittikçe kirpileşti, düşmanca bir tutuma girdi…
Biz ise çıkardığımız Devrimci Derleniş adlı gazete ile -tabiî pratik eylemlerimizle de- durup dinlenmeden Sol Ortama Derleniş ve Birliğin devrimciler için peynir ekmek kadar zaruri bir ihtiyaç olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu arada 1977 Kasımında yapılan “Sosyalistler Arası Forum” tartışmalarını zikretmeyi önemli görüyoruz. Bu tartışmalarda Küçükburjuva Sollarımıza, en cahil insanımızın anlayabileceği açıklıkta, Birliğin önemini, bunu sağlayamazsak tezgâhlanmakta olan faşizmin bizi zindanlara doldurup, darağaçlarına çıkaracağını söyledik. Teorik planda onları bozguna uğrattık. Tezlerimiz karşısında hiçbir haklı gerekçe getiremediler. Ama tartışmalar sonrasında da kaçıp gittiler. Yani Birliğe yanaşmadılar. Bizim bu uyarı ve çağrılarımız hep boşa gitti… Tabiî darmadağınık olununca da -öngördüğümüz gibi- 12 Eylül Faşizmine karşı en küçük bir direniş eylemi bile konulamadı… Faşizm Devrimci Ortamı ezip geçti… İşkencelerden geçirildik, zindanlara doldurulduk… Katledildik... İplere çekildik...