24/09/2026
35 yaşında başkanlık koltuğuna oturdu
Süleyman Haksever, Çubuk Belediye Başkanı seçildiğinde henüz 35 yaşında, genç bir öğretmendi.
1994 yılı, Refah Partisi’nin Türk siyasetinde yükselişe geçtiği yıllardan biriydi. Ankara’da Melih Gökçek, İstanbul’da ise Recep Tayyip Erdoğan belediye başkanı seçilmişti. Çubuk’ta da Refah Partisi’nin yükselen rüzgârını arkasına alan Süleyman Haksever, 1994 yerel seçimlerinde Çubuk Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu.
O yıllarda seçim dönemlerinin en dikkat çekici görüntülerinden biri, siyasi partilerin düzenlediği konvoylardı. Haksever ve Refah Partisi’nin seçim konvoyu da Çubuk’ta uzun süre hafızalardan silinmeyecek görüntülere sahne oldu.
Traktörler, sebze kamyonları ve çeşitli araçlardan oluşan, insanlarla adeta dolup taşan konvoy Çubuk caddelerinde ilerlerken büyük bir coşku yaşanıyordu. Salkım saçak insanlarla dolu araçlar, Refah Partisi’nin ilçedeki gücünü ve seçime olan inancını ortaya koyuyordu.
O gün Çubuk sokaklarından geçen konvoy, adeta seçim sonucuna ilişkin güçlü bir beklentinin göstergesiydi.
Çubuk’un müstakil belediye olduğu dönem
Haksever başkan seçildiğinde Çubuk Belediyesi henüz Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı değildi. İlçe, kendi imkânlarıyla hizmet üretmeye çalışan müstakil bir belediyeydi.
Türkiye’de ise siyasi tablo oldukça hareketliydi. Hükümetler ve koalisyonlar sık sık değişiyor, ülke farklı siyasi dengelerden geçiyordu. Haksever’in başkanlık yıllarında Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz hükümetlerinin yanı sıra, 1996-1997 yıllarında Necmettin Erbakan’ın başbakanlığındaki Refahyol Hükümeti dönemi de yaşandı.
Bu hareketli siyasi atmosferin önemli başlıklarından biri olan 28 Şubat süreci de Haksever’in belediye başkanlığı yaptığı yıllara denk geldi.
Dolayısıyla Haksever dönemi, yalnızca Çubuk’un yerel yönetim tarihinin değil, Türkiye’nin siyasi açıdan en hareketli dönemlerinden birinin de içinde şekillendi.
Hafızalarda ne kaldı?
Aradan tam otuz yıl geçti.
Burada amacımız, Haksever dönemindeki hizmetleri kronolojik olarak sıralamak ya da yapılan işleri resmi bir faaliyet raporu gibi anlatmak değil.
Asıl amacımız, aradan geçen yıllara rağmen hafızalarda yer edenleri ortaya koymak…
Süleyman Haksever döneminde Çubuk’ta neler yapıldı? Hangi hizmetler vatandaşın günlük hayatına dokundu? Hangi çalışmalar, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ hatırlanıyor?
Kısacası resmi kayıtlardan çok hafızalara kulak vermek istiyoruz.
Çünkü otuz yıl sonra geriye dönüp bakıldığında, bir belediye başkanlığı dönemini yalnızca yapılan binalar, açılan yollar veya alınan araçlar değil; insanların hayatında bıraktığı izler anlatıyor.
Genç bir ekip, genç bir belediye başkanı
Süleyman Haksever de yardımcısı Yusuf Mertoğlu da o dönemde oldukça gençti. Çubuk Belediyesi’nin yönetiminde genç ve hareketli bir ekip görev yapıyordu.
Haksever ve arkadaşları, 27 Mart gecesi seçim sonuçlarını öğrendikten sonra büyük bir coşku yaşadı. Çubuk’ta yaklaşık bir hafta boyunca belediye hoparlörlerinden Fetih Marşı çalındı.
Ancak Çubuk’taki seçim sevincinin yanında gözler Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine çevrilmişti. Melih Gökçek ile Murat Karayalçın arasındaki yarışın kesin sonucunun açıklanması yaklaşık bir haftayı bulmuştu.
Gökçek’in seçimi kazanması, Haksever ve ekibine ikinci bir zafer duygusu yaşattı.
Çubuk o tarihte Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı değildi. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi ile kurulacak siyasi ve kurumsal ilişkilerin ilçeye önemli katkılar sağlayabileceği düşünülüyordu.
Nitekim ilerleyen süreçte bunun örnekleri de görülecekti.
İlk büyük hedef: Çubuk-Ankara yolunu genişletmek
1994 yılında Haksever’in belediye başkanı olmasıyla Çubuk’ta yeni bir dönem başladı.
Haksever’in önünde yalnızca belediyenin günlük işleri yoktu. İlçenin yıllardır çözüm bekleyen önemli sorunları bulunuyordu.
Bunların başında ulaşım geliyordu.
O yıllarda Çubuk ile Man Kavşağı arasındaki yol, tek gidiş ve tek gelişten oluşan, soğuk asfaltla kaplanmış bir ilçe yoluydu. Şabanözü’ne ulaşım da bu güzergâh üzerinden sağlanıyordu.
Çubuk büyüyor, araç sayısı artıyor, ancak yol aynı kalıyordu.
Haksever’in kafasına koyduğu işlerden biri bu yolu genişletmekti.
Ancak karşısında yalnızca teknik bir problem yoktu.
Yol güzergâhının iki tarafında Çubuk’un köklü ailelerine ait ev ve arsalar bulunuyordu. Bekirağalar, Zekai Gökşin, Avukat Vahit Elverenli, Zekeriya Oğuz, Apdullah Teber ve daha birçok isim bu güzergâhta mülk sahibiydi.
Samur Halı Fabrikası’nın yanı sıra dönemin güçlü şirketlerinden Yıldız Holding’e ait araziler de yol güzergâhında bulunuyordu.
Dolayısıyla yolun genişletilebilmesi için tek tek görüşmeler yapılması, arazi sahipleriyle anlaşılması gerekiyordu.
Haksever açısından mesele yalnızca belediye gücüyle çözülebilecek bir konu değildi. Karşısında Çubuk’un yıllardır sözü geçen aileleri, şirketler ve güçlü kurumlar vardı.
Üstelik Haksever, Ankara’nın siyasi ve ekonomik çevrelerinde yetişmiş, arkasında güçlü bir aile bulunan bir isim değildi.
Kapaklı köyünden Çubuk’a gelen hamal Osman’ın öğretmen oğluydu.
İktidar partisine mensup bir belediye başkanı da değildi.
Ancak elinde başka bir güç vardı:
İrade ve kararlılık.
Yolun önündeki en büyük engellerden biri: Askeri arazi
Yolun önündeki engeller bununla da bitmiyordu.
Ankara Bulvarı’nın genişletilmesi sırasında karşılaşılan önemli sorunlardan biri de dönemin en güçlü kurumlarından biri olan Genelkurmay’a ait askeri arazilerdi.
Bir tarafta Çubuk’un köklü aileleri, diğer tarafta büyük şirketlerin arazileri, karşıda ise devletin güçlü kurumlarından birinin arazileri bulunuyordu.
Haksever bütün bunları bilerek işe girişti.
Belediyenin elindeki kepçe, greyder ve diğer iş makineleri sahaya çıkarıldı. Arsam elden gidiyor diyerek greyderin önüne yatanlar oldu. Bahçesine girilmesine rağmen, belediye işçilerine pasta börek çay ikram eden Mesrure teyze gibi örnekler de vardı.
Çubuk ile Yeni Şabanözü Kavşağı arasındaki yolun çift yola dönüştürülmesi için ilk adım atılmıştı.
Bu, yalnızca bir yol genişletme çalışması değildi.
Çubuk’un şehirleşme ve büyüme hikâyesinde yeni bir sayfa açılıyordu.
Yol genişlerken Çubuk yeşilleniyordu
Ankara Bulvarı’nda başlatılan çalışmalarla eş zamanlı olarak, Çubukluların yıllardır “millet bahçesi” olarak bildiği, Halk Eğitim Merkezi’nden bugünkü Adliye Sarayı’na kadar uzanan alanda da ağaçlandırma ve park düzenlemesi başlatıldı.
Böylece Millet Parkı’nın temelleri atıldı.
Millet Parkı, yalnızca Haksever döneminin bir belediye yatırımı olarak kalmadı. Kendinden sonra göreve gelen belediye başkanlarına da Çubuk’a yeni yeşil alanlar kazandırma konusunda bir miras bıraktı.
Sonraki yıllarda Devlet Parkı, Çubuk Abat ve Angıt Göleti gibi çalışmalarla bu yeşil alan anlayışı devam etti.
Böylece park ve yeşil alan yatırımları, Çubuk’ta başkanlardan başkanlara aktarılan bir belediyecilik anlayışının parçası haline geldi.
O yıllarda bugünkü Adliye Sarayı’nın bulunduğu alanda gençler futbol oynardı. Bu futbol sahası da Millet Parkı’nın içerisinde halı saha olarak yeniden hayat buldu.
Doksanlı yıllar, Türkiye’de halı sahaların yaygınlaşmaya başladığı dönemdi.
Yetişmiş çamlar kesilmedi, taşındı
Ankara Bulvarı’ndaki yol genişletme çalışmaları Çubuk’ta dikkat çeken başka bir uygulamayı da beraberinde getirdi.
Özellikle askeri bölge içerisinde yol boyunca yıllardır yetişen çam ağaçları, çalışma kapsamında kesilmek yerine Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden getirilen özel ağaç taşıma araçlarıyla yerlerinden söküldü.
Ağaçlar daha sonra yeni oluşturulmaya başlanan Çubuk Millet Parkı’na taşındı.
Yetişmiş ağaçların özel araçlarla yerlerinden alınarak başka bir alana dikilmesi, o dönem Çubukluların ilk kez gördüğü uygulamalardan biriydi.
Böylece Ankara Bulvarı’nın genişletilmesi bir taraftan ulaşımı rahatlatırken, diğer taraftan yetişmiş çam ağaçlarının Millet Parkı’na kazandırılmasıyla Çubuk’un yeşil dokusuna da katkı sağladı.
Öğrenciler için üst geçit
Bulvar çalışmalarında dikkat çeken uygulamalardan biri de Yıldırım Beyazıt Kavşağı’na yapılan üst geçitti.
Özellikle öğrencilerin karşıdan karşıya daha güvenli geçebilmesi amacıyla belediye imkânlarıyla, belediye personelinin çalışmaları sonucunda yapılan üst geçit uzun yıllar hizmet verdi.
Bugün sıradan görülebilecek bu uygulama, o yılların şartlarında Çubuk için önemli bir ulaşım ve güvenlik yatırımıydı.
Çubuk’ta dolmuş dönemi başladı
Şehir içi ulaşımda önemli değişikliklerden biri de dolmuş seferlerinin başlatılmasıydı.
İlk hayata geçirildiğinde, “Çalışmaz, müşteri bulamaz” diyenler oldu.
Ancak uygulama kısa sürede benimsendi.
Aradan geçen yıllarda büyüyerek devam eden dolmuş taşımacılığı, bugün yaklaşık 50 araçla Çubuklulara hizmet veren önemli bir ulaşım ağına dönüştü.
Bir dönem tartışılan uygulama, zaman içerisinde ilçenin günlük hayatının vazgeçilmez parçalarından biri haline geldi.
Çubuk’un su mücadelesi
Çubuk’un bir başka önemli sorunu ise içme suyuydu.
İlçenin su ihtiyacı uzun yıllar Çubukabad sınırları içerisindeki kuyulardan sondajla çıkarılan ve Kurbantepe’deki su deposuna pompalanan suyla karşılanıyordu.
Ancak zamanla bu kaynaklar ilçenin artan ihtiyacını karşılamamaya başladı.
Bunun üzerine Çubuk-2 Barajı’ndan su temin edilmesi gündeme geldi.
Barajdan su alınmaya başlanmasıyla birlikte bu kez arıtma sorunu ortaya çıktı. Arıtma tesisinin bulunmadığı dönemde barajdan temin edilen suyun arıtılmadan şebekeye verildiği dönemler yaşandı.
Çubuk halkı bu süreçte uzun ve meşakkatli bir su sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı.
Haksever döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden temin edilen üç arıtma tankı çalışır hale getirilerek şehir şebekesine içilebilir su verilmesi sağlandı.
Eski Mercedes’ten cenaze aracına
Çubuk Belediyesi’nin cenaze hizmetlerinde hayata geçirdiği uygulama da dönemin dikkat çeken hizmetlerinden biri oldu.
Belediyenin envanterindeki eski Mercedes otobüslerden biri özel olarak düzenlenerek cenaze yıkama aracına dönüştürüldü.
Bugün birçok belediyede alışılmış bir hizmet olarak görülen cenaze yıkama aracı, o yıllarda oldukça farklı ve yenilikçi bir uygulamaydı.
Cenaze sahiplerinin en zor günlerinde önemli bir kolaylık sağlayan bu araç, Haksever döneminden hafızalarda kalan hizmetlerden biri oldu.
Çubuk’tan Türkiye siyasetine uzanan görüntü
Refah Partili belediyeler, o dönemde yalnızca yerel imkânlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda değil, genel merkezin de yakından takip ettiği siyasi atmosfer içerisinde çalışıyordu.
Süleyman Haksever de gençliğinin verdiği dinamizmle yerel siyasetin sınırlarını aşan bir görüntü ortaya koyuyordu.
Törenlerde, programlarda ve mitinglerde yaptığı konuşmalar, yalnızca Çubuk’ta değil, daha geniş bir siyasi çevrede de görünür olma çabasını ortaya koyuyordu.
1996 yılında Çubuk Atatürk Parkı’nda düzenlediği program ise bu açıdan dikkat çekici bir örnek olarak hafızalarda kaldı.
Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, ilerleyen yıllarda Türkiye siyasetinin önemli görevlerinde bulunacak birçok isim o programda Çubuk’ta bir araya geldi.
Bu nedenle Haksever’in 1996 yılında Atatürk Parkı’nda düzenlediği program, yıllar sonra dönüp bakıldığında siyasi açıdan dikkat çekici bir buluşma olarak hatırlanıyor.
Çubuk’a yeni bir salon kazandırıldı
Haksever, altyapı yatırımlarının yanında sosyal ve kültürel faaliyetlere de önem veriyordu.
O dönemde Çubuk’ta Halk Eğitim Merkezi’nin salonunun yanı sıra belediyeye ait bir başka salon daha bulunuyordu. Ancak belediyenin mülkiyetindeki bu salon kiraya verilmişti ve belediye tarafından aktif olarak kullanılamıyordu.
Kira sözleşmesinin sona erdirilmesiyle birlikte salon yeniden belediyenin kullanımına kazandırıldı.
Böylece Çubuk, sosyal ve kültürel faaliyetlerde kullanılabilecek yeni bir salona kavuştu.
Büyükşehir desteğiyle asfalt hamlesi
Başta da ifade ettiğimiz gibi Çubuk o yıllarda Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı değildi. Ancak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da Refah Partisi’nden olması, ilçe açısından önemli bir destek imkânı oluşturdu.
Bunun en somut örneklerinden biri asfalt çalışmalarıydı.
Çünkü Haksever dönemine kadar Çubuk, bugünkü anlamda kapsamlı bir asfalt çalışması görmemişti.
Çarşı içindeki bazı bölümler dışında cadde ve sokakların büyük bölümü topraktı. Ovacık malzemesi serili yollar yaz aylarında tozdan, kış aylarında ise çamurdan geçilmiyordu.
Bu tablo, asfalt çalışmalarının başlamasıyla değişmeye başladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Çubuk’un çok sayıda cadde ve sokağı sıcak asfaltla buluşturuldu.
Asfalt yalnızca ulaşımı kolaylaştırmadı; ilçenin görüntüsünü de değiştirdi.
O gün için asfalt, bugün olduğu gibi sıradan bir belediye çalışması değildi. Vatandaşın hizmeti doğrudan gördüğü ve günlük hayatında hissettiği somut bir değişimdi.
Beş yıl sonra seçimle gelen değişim
1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nden Çubuk Belediye Başkanı seçilen Süleyman Haksever’in beş yıllık belediye başkanlığı dönemi, 1999 yerel seçimleriyle sona erdi.
Haksever, 1999 seçimlerinde çok az bir oy farkıyla seçimi kaybetti.
Böylece Çubuk’ta beş yıllık Refah Partisi dönemi sona ererken, 1999 seçimleri Milliyetçi Hareket Partisi ve Mustafa Gökmen döneminin başlangıcını getirdi.
Aradan geçen otuz yılın ardından bugün geriye dönüp bakıldığında, Süleyman Haksever dönemini yalnızca seçim sonuçlarıyla ya da yapılan yatırımların listesiyle değerlendirmek mümkün değil.
O dönem; genç bir belediye başkanı, genç bir ekip, değişen Türkiye siyaseti, büyüyen bir Çubuk ve çözüm bekleyen büyük sorunların aynı dönemde buluştuğu yıllardı.
Yol genişletildi, yetişmiş ağaçlar taşındı, Millet Parkı’nın temelleri atıldı, üst geçit yapıldı, dolmuş sistemi başladı, su sorunu için yeni çözümler geliştirildi, cenaze hizmetlerinde yeni bir uygulamaya geçildi, sosyal ve kültürel faaliyetler için yeni alanlar oluşturuldu ve ilçenin sokakları asfaltla buluştu.
Fakat belki de otuz yıl sonra sorulması gereken asıl soru şu:
Süleyman Haksever döneminden Çubukluların hafızasında en çok ne kaldı?
İşte bu sorunun cevabı, resmi kayıtlardan çok o yılları yaşayanların hafızasında saklı.