Neden her şey böyle zor, neden gülü koklamak için dikene katlanıyoruz, iyi olmak, güzel olmak, mutlu olmak için acı çekmek zorunda mıyız? Var oluşun mazoşizminden mi kaynaklı yoksa insanoğlu o kadar salak ki anca acıyla akıllanıyor hali mi mevcut üzerimizde? İyiliği küçümseyecek, köteği yiyince yola gelecek kadar sürülme psikolojisine mi sahibiz? Bir kere denilince anlamıyor mu beyin?
Neden güzel olan her şeyin bir bedeli olmak zorunda tanrım? Güzelin üstümüzde bu kadar irite duruşunun sebebi nedir? Gül toprağın üstünde güzel durur, bizi de topraktan yarattıysan üzerimizde neden sadece dikenli sarmaşıklar yeşeriyor? Nerede böğürtlenler, nerede rengarenk güller?
Neden ben bir almak için hep bin feda etmem gerekiyor? Bire bir vermek de yetmez mi?
Bilgi için ayrı, sevmek için ayrı, sevilmek için ayrı, çalışmak için ayrı, doğmuşuz gelmişiz, dünyanın bir parçası olarak yeryüzünde yaşayabilmek için bile bedel ödememiz gerekiyor? Neden Tanrım? Hayatta kalmayacaksam neden doğdum, eğer hayatta kalmak için doğduysam neden bunun için savaşıyorum diye soramaz mıyım sana?
Bir şimşek, bir uyarı, inanmanın bedeli de bu, tamamen inanmak. Yarı inanmak yok çünkü. Ya inanırsın ya inanmazsın.
İnanç da senden kendini tamamen adamanı ister. Ağır bir bedel.
Bu insanoğlu yer yüzünde bu kadar bedel arasında nasıl ilerlesin ve yolunu bulsun? Delik deşik...
Parça pinçik...
Darmadağınık yer yer güdülmekten, güdülürken dikenlerle çizilmekten, her türlü aykırılığının bedelini ödemekten...
Ben dağıldım Tanrım, izin verdiğin için bu kadar kötüye, bunca zorluğa, bunca bedele.
Ben dağıldım Tanrım, iyi olma yolunu bu kadar engebeli inşa edişine.
Ben dağıldım Tanrım, bir türlü seni ikna edemeyişime.
Bir adamın yalnızlık Notları.
Ruhumuz yalnız bedenimiz değil. bu geçmiyor. geçmeyecek. Eğer bu sayfayı beğenmeye niyetliyseniz vazgeçin. Bu yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. anne olun.
Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. Hâlâ tek parçayken hemen kaçın. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Ya da madem bu kadar boş vaktiniz var, gidin bir akşam kursuna falan katılın. Doktor olun. öğretmen olun. baba olun ne olursanız olun işte faydalı birşey olun. Kendinizi adam edersiniz belki. Kendinize bir akşam yemeği ziyafeti çekin. Art
Bilmiyorum, neyi bilmediğimi bile bilmiyorum.
Lütfen bana bir şey sormayın, adım dışında hiçbir şey bilmiyorum.
Yetemem ben hiç kimseye, hiçbir şeye.
Bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir dilde de bilmiyorum.
Nasıl anlatsam ki bunu, doğru cümle nasıl kurulur, bu hissi karşılayacak doğru kelime nasıl seçilir bilmiyorum.
Doğru anda, doğru yerde nasıl durulur?
İnsan eksik doğar.
Bir kordon kesilir ve ulu orta bırakılır hiçbir şey bilmediği yeryüzüne.
Karanlığın içinde yolunu arar. Kör topal, kulaktan duyma, el yordamıyla.
Birbirini bulunca ışık olur. Yaşam yeşerir bataklığın ortasında.
'Bir insanı ancak umutsuzca seven tanır.'
Yönlendirmeden, değiştirmeden, olduğu gibi kabul ederek. Başka çaresi olmadığını bilir. Kavuşma ve sahip olma umudu olmadığından oyunlar oynamaz, söylenenleri kendi inançlarına göre çekmez.
Durur ve izler. Nasıl olduğunu, nasıl konuştuğunu, nasıl gördüğünü. Yürüyüşünü içişini oturup kalkışını.
Dahil olarak değil. Dışarıdan. Tamamen üçüncü göz olarak, bir tanrı misali. Değiştirmeden, yönlendirmeden, beklentiye girmeden, sadece izler.
Gerçeği dışarıdaki görür, kendine fayda çıkarmaya çalışmadan. Sevgiyle özenle hevesle izleyerek.
Gücünü enerjisini kalıplar labirentler kurarak değil de tanımaya harcayarak ulaşır gerçeğe.
Kimsenin göremediğini görür.
Evet bekledim, evet hiçbir insanın bir insanı beklemediği kadar bekledim.
benim yüreğim temiz,
hatalarım olsa da diyebilirimki sana;
ben en saf halimle severim,
severdim seni,
sever idim,
sevdim...
Son’unda.
İzninize zerre ihtiyaç duymadan bir sigara yakarak başlıyorum yazıma. Daha doğrusu kimilerini fazlasıyla mutlu edecek, kimilerini -içinizde tek tük de olsa böyle birilerinin olduğuna aldanmayı seçiyorum kadehle- boşluğa sürükleyecek bir veda konuşması olacak.
Zevkle yazdığımı söylemek isterdim eğer içimde bunu hissedebilecek bir yer kalmış olsaydı.
Ama gelin görün ki bana bıraktıklarınızdan geriye kalan hurdaların içinde keyif alabilen bir zerre bile yok.
Israrla okumadığınız, tüm ikiyüzlülüğünüzle önemsediğinize dair sarf edilen sözcüklere rağmen hiçbir şekilde anlamaya bir parça da olsa gayret etmediğiniz o yazılarımda da belirttiğim gibi yoruldum.
Sadece sizden değil.
Artık boğazıma yapışan bu şehirden, tenimin her yanına çarpmaktan usanmayan bu dört duvarın arasında bulunmaktan, aynı sokakların ben yıllardır bastıkça izlerimi ısrarla silmesinden, gördüğüm insan yüzlerinden, yalancı tebessüm maskelerinden, istekleriniz uğruna yenilediğiniz ilgi-alaka yalakalıklarından, sadece korktuğunuzdan dolayı yöneldiğiniz kabullenme oyunlarınızdan, defalarca uyarmama rağmen hala arkamdan konuşmaya devam etmelerinizden, kendi acılarınızı Kaf Dağı sanışlarınızdan, üstelik bu acıların sizi boğduğunu düşünürken asıl boğulma nedeninizin kendi parmaklarınız olduğunu görememenizden, durmadan kovaladığınız ‘kendi’ kuyruklarınıza tırnağınızı geçirdiğinizde ciyak ciyak bağırmalarınızdan, göstermelik duyarlılığınızdan, şov niyetiyle yaptığınız iyiliklerinizden, bitip tükenmek bilmeyen yeni günlerden, gecelerin aynı şekilde aynı karanlıkla inmesinden, ve merak etmeyin özellikle de kendimden çok yoruldum.
Tükendim.
Son çırpınışlarım olarak bırakıp gidiyorum bunların üçü hariç her birini.
Sahip olduğum karanlığı, ağrılarımı ve varlığımı bir bavula doldurarak terk ediyorum hepinizi.
Yeni bir başlangıçtan ümidim yok belki ama daha fazla bu yorgunluğu kaldıramayacağımdan sessizliğe sürgün ediyorum kendimi.
Gönül varlığımı da toprağa terk edip gitmeyi diliyordu fakat.
Bu gönlün dilekleri kabul edilmemeyle lanetli.
Anlaşılan o ki içine sıkıştığım bu ağrılı nefesi bırakmamın zamanı henüz gelmedi.
Kelimelerimi görmeyeceğiniz bir yerde asıp bir bir, kefeni geçireceğim sırtıma zamanı geldiğinde.
Yalnız gelde ve yalnız gider bu adam.
Daha hiç yüzünü görmediğim, benim ruhumun zerresine ilişememiş bir adamın beni diğer bedenlere değmiş elleriyle temizleyip(!) bir pamukla bez parçasına sarmasına ihtiyacım yok!
Şu vakte kadar her işime yetebildiğim gibi kendi kefenimi de giyer geberir giderim bir köşede, şüpheniz de olmasın.
Benim yalnızlığım ölümden büyük.
Ölüm bile yenemeyecek bunu.
Etimi koparmalarınız yetmediği gibi bir de ölümümden nasibinizi almanıza izin vermeyeceğim.
Fazlasıyla yeterli bu vakte kadar benden alabildikleriniz.
Anlamıyorsunuz, bu kelimeleri -ilk i harfinden son noktasına kadar- yine anlamayacaksınız.
Acı.
Ne acı verici.
Bırakın yaşananları, kelimelere dökülmeye cüret edilmişleri anlamaya bile hal kalmamış.
Acı demiştim değil mi?
Göğsümün sol yanından başlayıp omuzlarıma ulaşan, kollarımı gezerek parmaklarımı ele geçiren, oradan ayaklarıma, ayak tabanlarıma sıçrayan ve en son soluğumu da işgal ederek beni şu an bulunduğum hal içine sokan acı.
Anlamıyorsunuz değil mi?
Soluğun bile acı verici olmasını.
Ya da
Anlayamıyorsunuz değil mi?
Boşverin, tüm bunları, saydıklarımı, sövdüklerimi, içten içe küfürleri basarak isimlerini itinayla sevdiklerimi, her birini boşverin.
Bir sigara daha yakayım elimde boşalan kadehe.
Tüm gerçeklikten bihaber dostlarımın yerine bu gidişimi kutlamaya
gidiyorum.
Ne istiyorsanız size kalsın.
Dokunmayın bana.
Benden bu kadar,
Benden buraya kadar
Yalnız geldim, yalnız gidiyorum.
23/12/2016
Acaba desem,
Acaba,
Yalnızca ufak bir ricayla,
Dahil olabilir miyim dudaklarının arasındaki sigaraya?
Lilith'in Güncesi
Giderken beni öldür öyle git. Bırakma böyle. Kalamam ben gerinde.
Lilith'in Güncesi
21/12/2016
Durma öyle uzaklarda.
Soğuk sarmadan, karanlık kazık çakmadan, tenini sonsuza kadar kaybedemeden gel.
Lilith'in Güncesi
https://youtu.be/M4voa2dV9f4
Barış Manço - Dağlar Dağlar Barış Manço Japonya Osaka Konseri (24 Mayıs 1995) DAĞLAR DAĞLAR Ellerimle büyüttüğüm Solar iken dirilttiğim Çiçeğimi kopardın sen Ellere verdin Dağlar dağlar...
Ve sonra sen parmaklarımı öpüyorsun.
Lilith'in Güncesi
Bakma öyle acı içinde boş duvarlara. Düzeleceğine dair içinde sabırla yeşeren umutlara kulak asma. Olmayacak. Düzelmeyecek hiçbiri, ödeyemeyeceksin bedeli.
Bitmeyecek bu acı, dinmeyecek kederin.
Affetmeyecek kendine yaptıklarını elem içindeki bedenin.
Lilith'in Güncesi
18/12/2016
Tut ellerimi. Bakma öyle imkansızca.
Cenneti vaat etmiyorum ben sana. Bir melek değilim. Elimde bir gül, kırmızı yapraklarını üfleyen bir yolcuyum yollarına.
Dikenlerini bileklerime saplar, seni o yapraklarla severim.
Peki ya sen;
Cehennemine bir gül ekmeme müsaade eder misin yalnızca?
Lilith'in Güncesi
Click here to claim your Sponsored Listing.
Location
Category
Website
Address
Ankara
06050
