Çizebilseydim bahar olacaktı yüzün
Yazabilsem en uzunu şiirlerin
Olmadı beceremedim
Adını duvarlara yazacak çağım da çoktan geçit benim
Yasak sevdamın gözaltı tarafı
Çaresiz seni yüreğimde erittim
Ama yine de hoşgeldin
Eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi
Hoşgeldi
Senin olmadığın zamanlarda da sevmiştik
Olmadığın baharlarda da
Ama hiç bu kadar telaşlanmamıştık
Beklememişiz üstelik birbirimizi
Birlikte ıslandığımız yağmurlar yok
Ne kavgalarımızın adı bir olmuş
Ne dost diye baktığımız yüzler
Ayrı ayrı akmış göz yaşlarımız
Ben asırlardır okşamamışım yanağını
Senin yüzün ağlamaktan yorulmuş
Ama yine de hoşgeldin
Eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoşgeldin
Bir yüzün vardı görmediğim
Bir sesin
Hiç duymadı
Kokunu çiçeklerle tanımlayamazdım
Dokunmadım bilemezdim ellerinin beyazlığını
Hangi türkünün neresinde
Hangi şiirin en sevdalı sözünde çıkacaktın bilemezdim
Dilimin ucundaydın hep
İşte şimdi düşüverdin
Hoşgeldin
Eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoşgeldin
GÖNÜL DEFTERİ
Şiir ve video paylasim
Bana köz olmayı bırak yanmışım
Güya sana yaranmışım canmışım
Seni candan sadık yarim sanmışım
Boşa geçen yıllarıma ne dersin
Kaptansız geminin yönü olurmu
Gezer umman deniz kıyı bulurmu
Gider gençlik bende baki dururmu
Hazan vurmuş dallarıma ne dersin
Taç eyledim seni başa zamansız
Yakalandım derdi aşka amansız
Ben merhemi buldum hemde lokmansız
Kilit vurdum dillerime ne dersin
Gündoğduyum aklım başta zay oldu
Şu cihanda dertler bana pay oldu
Göz yaşlarım yanağımda çay oldu
Düştüm azgın sellerime ne dersin
Kaynak: Vedat Gündoğdu
eski duvar diplerinde karanlık sular
ay vurmuş gölgelenmiş kuytular
canım oğul, güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini, sana nasıl kıydılar?
ben bu yürek yarasını bir gece elbistan'da duymuştum
akşamlar bir karakuş gibi sağılıp inerdi tenha yollara
yıldızlar dut kokardı, iğdeler ay kokardı
öflez ışıkları, yol boylarında osmanlı karakolları
tilkiler üşüşünce akşam yıldızıyla bağlara
kelepçemin karasına bir ak güvercin
nazlı nazlı canım yiğit, süzüm süzüm canım oğul
gelip konardı
ben bu yürek yarasını bir gece elbistan'da duymuştum
ekmek yedim, su içtim ben nasıl yadsıyayım?
ya nasıl yadsıyayım ishaklı selvilerde ayışığını
ya bu kanlı gömleği ben kime giydireyim?
sen ne zaman büyüdün de
ne zaman kaptırdın gönlünü o nurhaklar'a?
sen daha bebek bebek, sen daha baba baba
canım oğul, o kıraç toprakların yabangülü, yiğidim
sen ne zaman büyüdün de düştün yollara
yolunu mavi kargalardan, toylardan sorar oldum
hala duruyur mu tellerinde
o mavi kargaları maraş topraklarının?
o karamuk çalıları, o çoban döşekleri
o müslüman kayalar?
beni sordun mu gözüm
o kanlı toprakların menekşeli sabahlarından?
çıkınımda kara zeytin bile yok
kara alman kelepçesi bileklerimde
bileklerim canım oğul yeni yeni başladı sızlamaya
sen büyüdün de demek
düştün de demek o damar damar kınalı topraklara
tüketmişim yirmi yılı canım yiğit bir salkım üzüm gibi
canım oğul, güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini, sana nasıl kıydılar?
dört bir yana haber salsam
öldü desem inanır mı
dağlar bana geri verin
kadir'imi sinan'ımı
jandarma kurşunu çaldı
canımı tenimden aldı
nurhak'a abide kaldı
dağlar aldı selamımı
nurhak sana güneş doğmaz
uçan kuşlar yuva kurmaz
dökülen kan yerde kalmaz
soracağız hesabını
böyle kalır sanma devran
yola devam eder kervan
öldü sinan doğdu sinan
omuzladı silahını
şiir: hasan hüseyin
söz-müzik: anonim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini
Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun
meyve çağında ağacın,
serip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
- çürüyen diş, dökülen et-,
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet.
Bursa da havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
Nazım Hikmet RAN...
Hasretinden Prangalar Eskittim
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
AHMET ARİF
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini.
Her canın bahtına musallat olan
Şu zalım feleği bir gören varmı
Yaşanan kaderdir gerisi yalan
Bunları kendine hiç soran varmı
Mevlanın işine akıl sır ermez
Kimine dert verir kimine vermez
Ağlamak gideni geri getirmez
Gidipte geriye hiç dönen varmı
Seyranoğlu derki arayıp buldum
Bir aklı selime kendimi sordum
Çiçeği burnunda çok ölen gördüm
Eceli gelmeden hiç ölen varmı
Mevlanın işine akıl sır ermez
Kimine dert verir kimine vermez
Ağlamak gideni geri getirmez
Gidipte geriye hiç dönen varmı
Sığmadım dünyaya hem yere göğe
Benim yandı cağım o nazlı yare
Çeşmeler yaptırmış hayırat diye
Kurnaya astığım tas benden olsun
Sana kem bakanlar murad almasın
Dilerim dünyada yüzü gülmesin
Çeşmene gelenler çamur olmasın
Önüne dizdiğim taş benden olsun
Gönül alabora dalga yatışmaz
Sanma müşkülüne dara yetişmez
Güzel gözlerine keder yakışmaz
Dur da akıtayım yaş benden olsun
Dolaştım çevreyi ben de her yeri
Sorma aşığına kazancı karı
Senin için yazdım bunca şiiri
Süsle duvarını as benden olsun
Erbabi'ye ara koyacak isen
Seyredip uzaktan gülecek isen
Şu dertli sinemi delecek isen
Yanımda getirdim şiş benden olsun
Nazillili Aşık Erbabi
Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Cân gözü kapalı gâfilân çoktur
Hak sözü dinlemez aslâ inanmaz
Kalbi çürük fesad câhilân çoktur
Mürşid-i kâmile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taşdan katı beter söyler sözünü
Bed amelli fesad münkirân çokdur
Nefs atına binmiş gezer boşuna
Haksız olanların Hakk'da işi ne
İblis gibi düşmüş halkın peşine
Şeytân dolabına aldanan çokdur
Bildiğinden şaşmaz nasîhat almaz
Aslı münkir olan îmâna gelmez
Aklını yitirmiş kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivân çoktur
Genc Abdal'ım herkesi mest olur sanma
Her kurbân derisinden post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kâfir dışı müslümân çokdur
Sen Sen Sen
Şair: Yavuz Bülent Bakiler
Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.,
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter..
Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter..
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter..
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır sende naz..
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter..
Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
Sende karar kıldığını...
Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
Sen bilsen yeter..
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter..
Pir Sultan Abdal , hele bir yol sefa geldin desene
Böle midir sizin ilin töresi
Hele bir yol safa geldin, desene
Geçer bu güzellik sana da kalmaz
Hele bir yol safa geldin, desene
Öl dediğin yerde ölürüm , derdin
Kal dediğin yerde kalırım, derdin
Her derdine derman olurum, derdin
Hele bir yol safa geldin, desene
Sarardı gül benzim ayvaya döndü
Hakk'ı söyledikçe müşkülüm kandı
Ayrılık ateşi sinemi deldi
Hele bir yol safa geldin, desene
Yatarım Muhammed, kalkarım Ali
Gittiğimiz on'ki İmam yolu
Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Hele bir yol safa geldin, desene
Kırmızı güller solmaz mı sandın
Pir Sultan Abdal'ı gelmez mi sandın
Bir safa geldin de demez mi sandın
Hele bir yol safa geldin, desene
Click here to claim your Sponsored Listing.
Location
Category
Website
Address
Gönül Yorgunu
Istanbul
