Göçmen Dayanışma Mutfağı

Göçmen Dayanışma Mutfağı

Share

There is a kitchen in Tarlabaşı
Tarlabaşı'nda bir Mutfak var There is a kitchen in Tarlabaşı. It is not like any other kitchen. Ne bir şefi var ne de müşterisi.

It has neither cooks nor customers. Here, everybody is a cook and all the food is shared. It belongs to the neighborhood and
everyone is welcome. Local markets, shops, organizations, farmer's cooperatives and all sorts of collectives contribute to the kitchen with vege tables, cereals, oils and other ingredients that they offer. All contributors bring something to put into the pots, stir them and

11/03/2021


20 Ağustos 2007'de Nijeryalı Festus Okey'in yaşama hakkı Beyoğlu Polis Merkezi'nde ihlal edildi.
Etkili soruşturma ve ayrımcılık boyutuyla eşitlik ihlali olduğu iddialarımızdan vazgeçmiyoruz. 24. duruşma günü, 17 Mart Çarsamba 13.30'da, Festus ve tüm Festuslar adına adalet talebimizi bir kez daha yinelemek için Çağlayan adliyesinde olacağız.

04/11/2020

Festus Okey davası bugünkü duruşmasının notları
Karar duruşması olması beklenen bir sonraki duruşma, 17 Mart 2021 günü 13.30'da görülecek

Enzo İkah: No Home 20/06/2020

Enzo İkah: No Home Kendisi de Türkiye'de mülteci olan Kongolu Müzisyen Enzo İkah, 'No Home' şarkısında mültecilerin yaşadığı sorunları anlatıyor.

20/06/2020

20 Haziran Dünya Mülteci Günü, ülkesindeki zulüm tehdidinden, şiddet ve çatışmadan kaçan milyonlarca insanın cesaretini, gücünü ve azmini kutlamak amacıyla ortaya çıktı. Bizler de mültecilerin/göçmenlerin gösterdikleri hayat mücadelesininin farkındayız ve beraber adil bir toplumda yaşamak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki mülteci/göçmenlerin haklarına erişebilmeleri sadece mültecileri/göçmenleri değil hepimizi ilgilendiriyor. Kişilerin ten rengine, kimliklerine, hukuksal statülerine ya da ekonomik koşullarına göre insan haklarına erişebildiği, ırkçılığın sıradanlaştığı toplumlarda yaşamanın bedelini sadece mülteciler/göçmenler değil her birimiz farklı şekillerde ödüyoruz.

Geçmişte olduğu gibi bugün de mülteciler/göçmenler ayrımcı ve ırkçı söylemlerin ve saldırıların hedefi olmaya devam ediyorlar. İşsizliğin, ücret eşitsizliğinin, yüksek kiraların mağduru iken nedeni olarak gösteriliyorlar. Öldürüldüklerinde bile haber değeri taşımıyor ancak bir suçun faili olarak lanse edilmek istendiklerinde haber, sosyal medyada nefret paylaşımlarının öznesi olabiliyorlar. Bizzat İçişleri Bakanlığı tarafından suça karışma oranları toplumun geri kalanına oranla çok düşük olduğu açıklansa da potansiyel suçlu olarak etiketleniyorlar. Neredeyse tamamı uluslararası fon kuruluşları tarafından sağlanan çok yetersiz yardımlarla geçimlerini sağlamak zorunda kalan mülteci/göçmenler toplumun büyük kesimi tarafından bir “yük” olarak görülürken, iş piyasasına dahil olup, ayakları üzerinde durabilmeyi başaranlara da mevcut işleri yerel halkın elinden “çalan kişiler” olarak bakılmaktadır.

Medyada “kaçak” göçmen haberlerininin altında botlarda, hudut kapılarında gördüğümüz kişilerin insan olduğunu, birilerinin annesi, kardeşi, arkadaşı olduğunu tekrar hatırlamalıyız artık. Sosyal medyada yükselen ırkçı nefret söylemlerini kınıyor, tüm siyasi partileri ve hak örgütlerini ırkçılığa ve insan hakkı ihlallerine karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.

Türkiye, 1951 Cenevre Mülteci Hakları Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafi çekince nedeniyle, mülteciliğin tanımında yer alan zulüm tehdidinden, şiddet veya çatışmadan kaçsalar bile Avrupa dışından gelenlere mültecilik statüsü vermiyor. Suriye'den gelenlere verilen Geçici Koruma Statüsü, mültecilik statüsü altında verilen haklara kıyasla çok kısıtlı kalıyor. Suriyeli göçmenler dışındaki göçmenlerin ise uzun süredir Uluslararası Koruma Statüsü başvurusu kabul edilmiyor. Bu da özellikle Afganistan'dan ve Afrika'nın çeşitli ülkelerinden gelen göçmenleri kayıtsız ve dolayısıyla eğitim, sağlık, çalışma gibi haklara erişemez halde bırakıyor.

Corona virüsüyle birlikte “hepimiz virüse karşı eşitiz” denilse de virüs, dezavantajlı grupların kırılgan hayatlarını daha da kırılgan hale getirdi. Kayıtsız göçmenler ölümle karşı karşıya kaldıkları hallerde bile sağlık hizmetlerine erişemediler. Sınır dışı edilme riski sebebiyle zaten bulundukları illerde adeta hayalet gibi hayatlarını sürdürmek zorunda kalan kayıtsız göçmenler pandemi sürecinde kaçak olarak çalıştıkları işlerde de çalışamadıkları ve yardımlardan yararlanamadıkları için daha da zor durumda kaldılar. Sokağa çıkma yasağı döneminde kaçak çalışmak zorunda kalanların da bazı işverenler tarafından hayatlarını riske atmaları pahasına işe gelmeleri istendi. Mültecilere/göçmenlere ait kaçak sağlık kuruluşlarının haberleri yapılırken, bu kuruluşların neden ortaya çıktığını kimse sorgulamadı. Yunanistan’a geçişlerine engel olunmayacağı Türkiye hükümeti tarafından duyurulduktan itibaren Pazarkule sınır kapısında 1 ay zorlu koşullarda beklemelerinin ardından sağlık tedbirleri gereği bulundukları yerden alınıp insanlık dışı koşullara sahip Geri Gönderme Merkezleri'ne kapatılan mültecilere/göçmenlere bu salgın döneminde ne olduğu pek fazla merak uyandırmadı.

Hem Türkiye hükümeti hem de AB tarafından politik manevraların aracı olarak kullanılan mülteci/göçmenlerin sömürülmelerine son verilmelidir. İnsan haklarından faydalanmak, mülteci/göçmen/kaçak göçmen ayrımlarıyla statüye bağlı olmaktan çıkarılmalı, eşit olarak herkese sağlanmalıdır. Sosyal yardımların sadaka şeklinde keyfi dağıtılması sistemsel bir sorunken, mültecilerin bu toplumun bir parçası olarak bu yardımların dışında tutulması da tıpkı sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar gibi bir hak ihlâlidir.

Hem Türkiye'de hem de dünyada daha eşit ve adil bir toplumda yaşamak istiyorsak mülteci/göçmen hakları mücadelesinin hepimizin mücadelesi olduğunu savunmalıyız. Bu yüzden bu çığlık ABD'deki “Black Lives Matter” hareketinden Türkiye'deki mültecilere/göçmenlere kadar, sistematik olarak ezilen, yok sayılan, görmezden gelinen kesimlerin çığlığıdır!

Mülteci/Göçmen hakları hemen şimdi!

İltica bir haktır

Sınırsız, sömürüsüz, sürgünsüz bir dünya!

20 Haziran Dünya Mülteci Günü, ülkesindeki zulüm tehdidinden, şiddet ve çatışmadan kaçan milyonlarca insanın cesaretini, gücünü ve azmini kutlamak amacıyla ortaya çıktı. Bizler de mültecilerin/göçmenlerin gösterdikleri hayat mücadelesininin farkındayız ve beraber adil bir toplumda yaşamak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki mülteci/göçmenlerin haklarına erişebilmeleri sadece mültecileri/göçmenleri değil hepimizi ilgilendiriyor. Kişilerin ten rengine, kimliklerine, hukuksal statülerine ya da ekonomik koşullarına göre insan haklarına erişebildiği, ırkçılığın sıradanlaştığı toplumlarda yaşamanın bedelini sadece mülteciler/göçmenler değil her birimiz farklı şekillerde ödüyoruz.

Geçmişte olduğu gibi bugün de mülteciler/göçmenler ayrımcı ve ırkçı söylemlerin ve saldırıların hedefi olmaya devam ediyorlar. İşsizliğin, ücret eşitsizliğinin, yüksek kiraların mağduru iken nedeni olarak gösteriliyorlar. Öldürüldüklerinde bile haber değeri taşımıyor ancak bir suçun faili olarak lanse edilmek istendiklerinde haber, sosyal medyada nefret paylaşımlarının öznesi olabiliyorlar. Bizzat İçişleri Bakanlığı tarafından suça karışma oranları toplumun geri kalanına oranla çok düşük olduğu açıklansa da potansiyel suçlu olarak etiketleniyorlar. Neredeyse tamamı uluslararası fon kuruluşları tarafından sağlanan çok yetersiz yardımlarla geçimlerini sağlamak zorunda kalan mülteci/göçmenler toplumun büyük kesimi tarafından bir “yük” olarak görülürken, iş piyasasına dahil olup, ayakları üzerinde durabilmeyi başaranlara da mevcut işleri yerel halkın elinden “çalan kişiler” olarak bakılmaktadır.

Medyada “kaçak” göçmen haberlerininin altında botlarda, hudut kapılarında gördüğümüz kişilerin insan olduğunu, birilerinin annesi, kardeşi, arkadaşı olduğunu tekrar hatırlamalıyız artık. Sosyal medyada yükselen ırkçı nefret söylemlerini kınıyor, tüm siyasi partileri ve hak örgütlerini ırkçılığa ve insan hakkı ihlallerine karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.

Türkiye, 1951 Cenevre Mülteci Hakları Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafi çekince nedeniyle, mülteciliğin tanımında yer alan zulüm tehdidinden, şiddet veya çatışmadan kaçsalar bile Avrupa dışından gelenlere mültecilik statüsü vermiyor. Suriye'den gelenlere verilen Geçici Koruma Statüsü, mültecilik statüsü altında verilen haklara kıyasla çok kısıtlı kalıyor. Suriyeli göçmenler dışındaki göçmenlerin ise uzun süredir Uluslararası Koruma Statüsü başvurusu kabul edilmiyor. Bu da özellikle Afganistan'dan ve Afrika'nın çeşitli ülkelerinden gelen göçmenleri kayıtsız ve dolayısıyla eğitim, sağlık, çalışma gibi haklara erişemez halde bırakıyor.

Corona virüsüyle birlikte “hepimiz virüse karşı eşitiz” denilse de virüs, dezavantajlı grupların kırılgan hayatlarını daha da kırılgan hale getirdi. Kayıtsız göçmenler ölümle karşı karşıya kaldıkları hallerde bile sağlık hizmetlerine erişemediler. Sınır dışı edilme riski sebebiyle zaten bulundukları illerde adeta hayalet gibi hayatlarını sürdürmek zorunda kalan kayıtsız göçmenler pandemi sürecinde kaçak olarak çalıştıkları işlerde de çalışamadıkları ve yardımlardan yararlanamadıkları için daha da zor durumda kaldılar. Sokağa çıkma yasağı döneminde kaçak çalışmak zorunda kalanların da bazı işverenler tarafından hayatlarını riske atmaları pahasına işe gelmeleri istendi. Mültecilere/göçmenlere ait kaçak sağlık kuruluşlarının haberleri yapılırken, bu kuruluşların neden ortaya çıktığını kimse sorgulamadı. Yunanistan’a geçişlerine engel olunmayacağı Türkiye hükümeti tarafından duyurulduktan itibaren Pazarkule sınır kapısında 1 ay zorlu koşullarda beklemelerinin ardından sağlık tedbirleri gereği bulundukları yerden alınıp insanlık dışı koşullara sahip Geri Gönderme Merkezleri'ne kapatılan mültecilere/göçmenlere bu salgın döneminde ne olduğu pek fazla merak uyandırmadı.

Hem Türkiye hükümeti hem de AB tarafından politik manevraların aracı olarak kullanılan mülteci/göçmenlerin sömürülmelerine son verilmelidir. İnsan haklarından faydalanmak, mülteci/göçmen/kaçak göçmen ayrımlarıyla statüye bağlı olmaktan çıkarılmalı, eşit olarak herkese sağlanmalıdır. Sosyal yardımların sadaka şeklinde keyfi dağıtılması sistemsel bir sorunken, mültecilerin bu toplumun bir parçası olarak bu yardımların dışında tutulması da tıpkı sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar gibi bir hak ihlâlidir.

Hem Türkiye'de hem de dünyada daha eşit ve adil bir toplumda yaşamak istiyorsak mülteci/göçmen hakları mücadelesinin hepimizin mücadelesi olduğunu savunmalıyız. Bu yüzden bu çığlık ABD'deki “Black Lives Matter” hareketinden Türkiye'deki mültecilere/göçmenlere kadar, sistematik olarak ezilen, yok sayılan, görmezden gelinen kesimlerin çığlığıdır!

Mülteci/Göçmen hakları hemen şimdi!

Afgan gencin İstanbul’da çöp konteynerinde sonlanan hayatı | DW | 29.05.2020 30/05/2020

Hafizullah Ahmadi’yi unutma unutturma!

19 yaşındaki kağıt toplayıcısı Afgan genç bıçaklanarak öldürüldü. Okumak ve para kazanmak için Türkiye'ye gelen 19 yaşındaki Hafizullah Ahmadi, kâğıt topladığı sırada Ataşehir’de bıçaklanarak öldürüldü. Bugün cenazesi, arkadaşlarının topladığı parayla Afganistan’a gönderildi.

Afgan gencin İstanbul’da çöp konteynerinde sonlanan hayatı | DW | 29.05.2020 Okumak ve para kazanmak umuduyla Türkiye’ye gelen 19 yaşındaki Afgan Hafizullah, kâğıt topladığı sırada Ataşehir’de bıçaklanarak öldürüldü. Bugün cenazesi, arkadaşlarının topladığı parayla Afganistan’a gönderiliyor.

29/04/2020
Photos from The Common Sense Initiative's post 25/04/2020
Want your business to be the top-listed Government Service in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Address


Sakiz Agaci Cd , No:56/A Tarlabaşı
Istanbul