Yazarlar kitaplar ve okurları

Yazarlar kitaplar ve okurları

Share

Yazarlar ve okurları karşılaştırmanın sayfası.

GÜNEŞTEN DAMLALAR - Mehmet Sebih Altun 23/10/2023

GÜNEŞTEN DAMLALAR - Mehmet Sebih Altun GÜNEŞTEN DAMLALAR Senarist yazdığı senaryoyu bitirdi. Kalemler ve sayfalar dört bir yana dağıldı. Gözlerinden yaşanılanları yazmanın hüznü, kalbinde beklemediği bir dünyanın burukluğu, ak..

12/10/2023

Harfler tehditkar.
Kelimeler sinirli.
Cümleler çatık kaşlı.
Noktası kor alev.
Paragraflar keskin kılıç.
Gel de bir satır yaz, yazabilirsen.
..
Mehmet Sebih Altun

06/10/2023

Empati; sonradan vicdan azabı çekmemek için önceden alınacak en büyük tedbirdir.
..
Mehmet Sebih Altun

08/09/2023

10 dakikalık bir filmin yılın en iyi Kısa Film unvanı kazandığı ve sinemada gösterime gireceği açıklandı.

Filmi merak edip izlemeye gelen büyük bir kalabalık toplandı. Seyirciler salona girdi ve film oynamaya başladı ama bir gariplik vardı.

Film başlayalı 6 dakika olmasına rağmen ekranda aynı sahne vardı, kamera açısı sadece bir odanın tavanını gösteriyordu.
7.dakikada aynı sahnede bir değişiklik olmadan geçince seyirciler şikâyet etmeye başladılar ve bazıları zamanını kaybettiğini söyleyerek salondan ayrılmak istedi. Aniden kamera açısı tavandan yere indi ve omurilik felci, tamamen engelli yatağa uzanmış bir bayan görüldü…

Ve şu cümle yazılıydı:
“Bu engelli bayanın hayatının her saatinde gördüğü sahnenin sadece 8 dakikasını size sunduk ve siz buna 8 dakika bile katlanamadınız!
Hayatınızın her saniyesinin değerini bilin...
..
Alıntı

03/09/2023

EY HAYAT

Ey hayat! bitti gayrı heyecan, tükendi bu can
Ne bülbül kaldı öten, ne de gül kaldı açan
Birer birer gidiyor var mı ki ölümden kaçan

Ey hayat! Solgun çiçekler, yeşil bağlarda hüzün
Gülmez artık aysız gecen, güneşsiz gündüzün
Sağır mı kulakların, lal mi dilin, kör mü gözün

Ey hayat! Düşünceler tutsak, duygular firarda
Var mı ki memnun kalan ebedi verilen kararda
Kimisi yaptıklarının hapsinde kimisi arafta

Ey hayat! Toprağı serptin bedenimize avuçla
Beynimize akıl, ruhumuza libas verdin borçla
İsmaile hayat verdin, İbrahime verdiğin koçla

Ey hayat! Bugünü var ettin ama yarını muamma
Bilinmeze sürükledin, darda koydu dedin amma
Aklına, ruhuna sahip olmak isteyeni umursama

Ey hayat! Kimisi alaycı, kimi de deneme tahtası
Kimi yerin dibine sokar ki günahkar hatası
Ama Kimine hayat verir, kimine idam sehpası

Ey hayat! Bir kulak veren olur mu verdiğin ibrete
Verilen acının, eziyetin cezası kalır mı kıyamete
Bir sor da öğren bakalım Sebihe ve Mehmete
...
Mehmet Sebih ALTUN

02/09/2023

Platonun ünlü mağara alegorisi;

Bir mağaranın içinde dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.

Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.

Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır.
Tamamen ışık ile yeni gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.

Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar.

Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır.

Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çakarlar.

Platon, mağara alegorisi benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.

Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir.Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır

Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir.Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur.
Gerçek ile yüzleşmek ve özgürlük cesaret ister.

Herkesin bir gün mağaradan çıkabilecek kadar cesur olması dileğiyle…
Alıntı.

"RUHUN KARANLIK GECESİ ! - Özgün Medya Ajansı 23/06/2023

"RUHUN KARANLIK GECESİ ! - Özgün Medya Ajansı 🎩 RUHUN KARANLIK GECESİ ! Eğer kişi yürüdüğü yoldan emin olmak istiyorsa ilk önce kapalı gözlerle karanlığı deneyimlemek zorundadır’. Kısacası, hayatımızda yaşadığımız, hiçbir şeyden zevk almadığımız, yaşamanın bir anlamı olmadığını düşündüğümüz karan...

PAMUK ÇİÇEKLERİ - Mehmet Sebih Altun 17/03/2022

PAMUK ÇİÇEKLERİ - Mehmet Sebih Altun PAMUK ÇİÇEKLERİPapatyalar soldu bende. Birer birer döküldü ömür dallarından. Çiçekler baharlara elveda dedi. Tek tek koparılan yaprakları,...

28/03/2021

KOPYASI ÇEKİLMİŞ ANILAR

Pencerenin kenarında bekleyen kuşlar, kuyruğuyla oynayan kediler ve az ötede geçmişe emanet ettiğim anılar bugün bir başka heyecanlı geldi. Kapanan gözlerime beyaz perdeye yansıyan sahneler gibi şeritler diziliyor. Birbiri ardına sıralanan kelimeler bir cümle olamayacak kadar beceriksiz. Dönmüyor dilim. Söylenemiyor bazen söylenecekler. Çıkmıyor avazımdan levazımlar.

Son mektubu okumayacak hüzünlü dudaklar. Duymayacak sağır olasıca sessizliği maharet edinmiş kulaklar. Açılmıyor zarf. Yırtılmamış kağıtlar. Ve her şey sol yanına sığmayacak kadar küçüldü değerinde.

Ah anılar.

Görmeyecek. Belki de renkleri gözyaşlarına sığdıramayan gözlerin feri söndü. Suyun rengine aldandı bakışlar.

Aç camı. At aşağı tüm hüzünlü anıları. Beklediğin yarınların gittikçe uzaklaştığı bir geleceğe ulaşamazsın bilir misin?
Sen yaklaştığını zannedersin. O geldiğin kadar gitmiştir. Hep ulaşacağını tahayyül ederek tebessümle koştun. Ama o hep aynı tempoda uzaklaştı. Ve, ne sen ulaşabildin, ne de onlar olduğu yerde kaldı.

Bir bakmışsın ulaşamadan kapanmış ömür perdesi.
Tiyatro bitti.
Oyuncular dağılıyor.
Seyirciler alkışları bıraktı.
Koca salonda tek başına boş perdeye bakarsın.
Yönetmen senaryoyu topluyor. Kameraman kaploları sol koluna sarıyor. Az sonra karanlığa teslim olacak salon. Ve temizlikçi 'boşaltın hadi' diye mırıldanır.
Akşama bir iki saat erken gitmenin planları dolaşıyor beyninin en ücra köşelerinde.

***

Duvarda asılı duran adam nereye gidip baksan hep sana bakıyormuş izlenimi veriyor ya ve sanki hep seni takip ediyor.işte onu gibi yaşadıkça Azrail'in nefesini ensemde hissediyorum. Nereye gitsem dönüp baktığımda hep bana bakıyor sanki. Ayın olduğu tarafa doğru koşmaya başlarsında yakalayamazsın. Sen koştukça o da ters yönde uzaklaşır sanki. Müferreh bir hayata yaklaştığını zannedersin de zandan öteye gidemediğini unutursun.

Neyse onu boşver de gökyüzüne bir bakar mısın?
Yıldızlar bir parıldıyor ardınsıra, bir kayıyor bir de yanıp sönüyor bazen. Tuttuğum dileklerim sözcük olmadan kaybolur. Hızına yetişemez duygularım. Gökyüzü çılgınca haykırıyor bu akşam. Yıldırımlar gürlüyor sessizliğime. Şimşekler çakıyor yanlızlığıma. Ve yağmurlar yağdı sussuzluğuna hayatın. Bir canlılık gelsin çiçeklere.

***

Şiirler yangın yeri.
Kimler yanıyor dizelerde?
Kimler su seriyor bakışlara?
Ya da kimler hapsolur tutkulara? Söndüremeden küle döner yürekler.
Kimler ateşe benzin döktü, körükle? Kimler yangından duygu kaçırıyor?
Kapış kapış kapışılıyor kalemlerden sözcükler. Akrostiş şiir gibi harflerden mana arar umutsuzca. Bir kelime duyunca aklına gelenler sayfaları dolduracak kadar derin. Ama anlatacak bir kelime dahi bulamaz şair. Hani laf cambazı derler ya. Onları da susturan hisler vardır elbette.
Her gülü gördüğünde ötseydi bülbül.
Gül olur muydu o zaman sevgili, gül.

***

Sabahların soğuğu üşütür ruhumu. Ne giysem ısıtmaz bedenimi. Kışları sevmedim usta. Yok yakacak sobada. Ayaklarım da papuç. Sırtımda parka. Sokakların taşlarında çıplak ayaklı çocuklar. Yüreği buruk babaların gözlerinde ışıltısını kaybetmiş gri tonlu bir hayat.

Ayağına cennet serilen annelerin yüreği üşüyor usta. Ayağında cennet kalbinde cehennem. Yüzünde göstermelik tebessüm, yüreğinin derinliklerinde acıdan kor alevler.

***

Yeme beni Kamuran. Sen de iyisi değilsin. Ama nasılsın diyene cevabın olsun diye mırıldanır leblerin.
Gülersen dünya güler masmavi gökyüzü altında.

Ağlarsan, sen ağlarsın sessizliğin haykırışlarında. Duymaz seni kulağı insanlığa kapalı bedbaht.

Serme ayaklarıma gülüşleri.
Sonra hüzünler boğar düşlerimi.
Kalırım tek başına yapayalnız.

Sevgi ile kalın.

Mehmet Sebih ALTUN
[email protected]

06/12/2020

Yazar: Mehmet Sebih ALTUN yazdı.

GAYYA KUYUSUNDA VAVEYLA

Hava hiç olmadığı kadar sisli, bulutlar çıldırmışçasına toplanıp dağılıyor gökyüzünde. Yağmurlar çisil çisil düşüyor saçlarıma. Ayaklarım ıslanan toprağa saplanıyor, paçalar da çamur izi, bedenime yapışan gömleğin kırışıklığı gözüme çarpıyor bir an. Tek derdim bu mu diyor içimde ki ses.

Yüzümü kaldırıp gökyüzüne bakamıyorum. İri taneli damlalar, rüzgarın hızıyla bir tokat gibi yüzüme çarpıyor. Gözümün önünde ki kaldırımın mantarını dahi göremeyecek çarpıp düşecek kadar yoğun bir yağış vardı. Altına girip sığınacağım bir şemsiye dahi yoktu. Rüzgarın savurduğu bedenim yağmura teslim olmuş kaç gündür sesi çıkmayan sinüzit için hiçte iyi olmamıştı. Olan olmuştu ve durmamam lazımdı. Gökyüzünden boşalan damlalarla savaşım devam ediyordu.

Ve sonra bir arabanın korna sesi karışıyor rüzgarın sesine.

Cam inmeden kapı açılıyor ve tanıdık bir yüz korkulu gözlerle arabaya binmemi istiyor. Biraz yakınlaşınca arabanın arka tarafında acil bir hasta olduğunu farkettim.
Sesi hıçkırıklara karışan şoför '' abi yardım et hastaneye geçelim ''.

*****

Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan yeryüzünde, meleklerin kimine rızık dağıttığına inanılır, kimine şifa, kimine huzur, kimine ise ölümü götüreceğine inanılır.

İnsanlar da kimine huzur verir, kimine acı, kimine sevgi verir kimine nefret, kimine umut verir kimine de tükenmişlik. Böyle bir döngüsel yaşamda mutlu olmayı başarmak en büyük sanattır belki de.

*****

Silecekler durmadan çalışıyor ama yağmurla baş edemiyordu. Dörtlüleri yakmış korna çalarak hızla arabayı sürüyordu. Bir kaç dakika sonra acile vardık.

Ne olduğunu anlamamış sadece acile bir an önce varmayı hayal etmiştim. Kapıyı nasıl açtığımı fark etmeden hemen oracıkta bulunan sedyeye doğru koştum. Şoför ve hanımı çocuğu kucaklayarak arabadan çıkardılar. Sedyeyle koşarak çocuğu içeri aldık. Annenin feryatları koridoru inletiyordu. Babası bağırarak yardım edin diye haykırıyor, korkulu gözlerle bana bakıyordu.

Sesi duyan acil tıp doktorları koşarak geldiler. Ne olduğunu sordular.

Annesi '' balkondan düştü ''.

*****

Bir masum çocuğun düşlediği bir dünyayı kurmak bu kadar mı zor?

Yağmuru seyrederken taneleri saymak, gökyüzünde haykıran şimşekleri dinlemek ve yıldırımların aydınlattığı karanlığa direnmek bir küçük yüreğe ağır gelir bilmez mi Azrail.

Bulutların ruhu var mı?
Yağmurların kokusu başdöndürür mü?
Öğretmen olmayı istemek yaşamak için bir sebep olamaz mı?
Korkulukların boyunu kısa yapan ustanın elleri tutuyor mu?
Bir kaç santim demir daha yok muydu?
Bilirim saksılarda nefes olan çiçekler nefessiz şimdi. Renklerinden eser kalmadı bir anda.
Teller tutmayı beceremez mandalları.
Balkonun kaygan zemini taşıyamaz yıllar sonrasını hayal eden bir bedeni.

Yağmurun altında ıslanmasın diye çamaşırlar, annesinin gönderdiği Büşra için yaşamına sebep bir bahane olmuştu belki de.

*****

Acil müdahale için canla başla çalışan doktorlar ve kapıda gözü yaşlı anne baba.

Aradan bir saat geçmiş ama sağa sola koşanlara durumunu sormaya cesaret edemeyen iki çift göz. Durumu anlamış olmam beni kahrediyor. Nasıl karşılayacaklar endişesi aklımı başımdan alıyordu. Görmemek için arkamı dönsem mi, gitsem mi gitmesem mi?

*****

Bazen görülen acılar insanı gayya kuyusunda hissettirir. Yok olmak ister o an. Belki de ateş o kadar yakmaz yürekleri.

Kör olmak ister görmemek için. Sağır olmak ister duymamak için. Lal olmak ister konuşmamak için. Ne bilim belki de ölmek ister yaşanana şahit olmamak için.

Ama tecrübe edinmek için yaşamalı insan.
Hayatı yaşamalı.
Acıyı yaşamalı.
Huzuru yaşamalı.
Elinden bir şey gelmediği için bitirmeli kendini. Ama yine de yaşamalı. Bitik bir bedende yeni bir yaşamı inşaa etmeli.
Çoğaltmalı umutları. Var olanı sahiplenmeli. Olmayanı aramalı. Bulmadan sahip çıkmalı hayallerine.

*****

Sonunda beyaz önlüklü meleklerden cevap geldi.

'' Maalesef kaybettik. ''

*****

Tarif edilemez anların toplamıdır ölüm.
Şaşkınlığın, ürpertinin, kabul edemeyişin adıdır umut.
Ya yalansa beklentisi, belki döner umudu, kurtardık sözünün gelmesini beklemek.
Ağlamak yetmez. Kendini parçalamak dahi acısını anlatmaz.
Ne yapsın peki?

*****

Gayya kuyusunda derin bir vaveyla. Cehennemin en dibinde kalmak bile bu kadar zor gelmez belki de anneye. Bir evladın ansızın uçması hayra alamet değil.
Sesi çıkmaz çığlıkların.
Akmaz yaşlar gözlerden. Yüreklerin ağlayışı sulu değildir.
Küçük tabutlar yakışmaz cenaze arabasına.

*****

Sahi kanatları olmadan uçmak nasıl bir şey?
Kuşlar kanatlarını yitirse uçarlar mı?
Uçamayan kuşlar yaşarlar mı?
...
Sevgi ile kalın
Mehmet Sebih ALTUN
[email protected]

YARIM KALAN GÜLÜŞLER - Mehmet Sebih Altun 01/09/2020

YARIM KALAN GÜLÜŞLER - Mehmet Sebih Altun Masumluğu üstündeydi yine bakışların. Tertemiz, saf ve çıkarsızdı. Buğulu camlara nice umutlar çizmişti umutsuzca. Hayalleri yüreğini heyecanlandırıyor....

Want your business to be the top-listed Government Service in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Website

Address


Istanbul
KADIKÖY