The SETA Foundation at Washington D.C.

The SETA Foundation at Washington D.C.

Share

The Foundation for Political, Economic and Social Research (SETA) at Washington, D.C.

The SETA Foundation at Washington, DC is a 501(c)(3) non-profit, independent, nonpartisan think tank based in Washington, DC dedicated to innovative studies on national, regional, and international issues concerning Turkey and US-Turkey relations. is a 501(c)(3) non-profit, independent, nonpartisan think tank based in Washington, D.C. dedicated to innovative studies on national, regional, and inte

05/30/2026

Papa'dan Yapay Zeka Manifestosu

Papa XIV. Leo'nun kamuoyuna duyurduğu ilk genelge olan "Muhteşem İnsanlık" başlıklı belge, yapay zekanın insan hayatındaki rolüne ilişkin devam eden tartışmalara yeni bir sayfa açtı. Genelge, yapay zekanın yol açtığı işsizlikten otonom silahlara, güç tekelleşmesinden çocukların dijital istismarına uzanan kapsamlı bir alanda Kilise'nin tutumunu net çizgilerle ortaya koyuyor. Genelgenin en temel vurgusu, teknolojiyi şekillendirenlerin sınırlı sayıda kişi ve kurumdan oluşurken sonuçlarını taşıyanların milyarlarca insan olduğu gerçeği üzerine kuruluyor. Genelgenin sunumunda Papa'nın yanında Anthropic'in kurucu ortağı Christopher Olah'ın oturması ve büyük teknoloji şirketlerinin bu belgeye gösterdikleri tepkiler de ayrıca dikkat çekici noktalar oluşturdu.

Analizin tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.

05/30/2026

Trumpçıların Ön Seçim Zaferi

2026 ara seçimleri yaklaşırken ön seçimler Amerikan siyasetinin geleceği açısından önemli sinyaller veriyor. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilen ön seçimlerde Trump'a karşı çıkan ya da taleplerini yerine getirmeyen isimlerin Trump destekli adaylara karşı belirgin biçimde geride kaldığı görüldü. Bu hafta da Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Texas'ta Trump'ın desteklediği Eyalet Başsavcısı Ken Paxton, dört dönemlik Senatör John Cornyn'ı önemli bir farkla geride bırakarak Cumhuriyetçilerin adayı olmaya hak kazandı. Cumhuriyetçi Parti içinde Trumpçılık artık tartışmasız bir hakimiyet kurmuş olsa da Trump'ın desteklediği adayların özellikle bağımsız seçmenler nezdinde karşılık bulmaması ihtimali, partinin 2026 ara seçimlerini hüsranla kapatmasına zemin hazırlayabilir. Demokrat cephede ise ön seçimler sürerken bir yanda 2024 başkanlık seçiminin yarattığı hasarla hesaplaşma, diğer yanda 2028 için parti içindeki farklı kanatların mücadelesi eş zamanlı olarak devam ediyor.

Analizin tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.

05/30/2026

Trump Küba’da Rejim Değişikliği İstiyor

ABD ile Küba arasındaki ilişkiler son haftalarda yeni bir gerilim dönemine girmiş durumda. Trump yönetiminin Havana’ya yönelik ekonomik baskıyı artırması, enerji tedarik hatlarını hedef alması ve Küba’da siyasi değişim beklentisini daha açık biçimde dile getirmesi, iki ülke arasındaki uzun süredir devam eden anlaşmazlığı yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Washington, derinleşen ekonomik krizin Küba’daki mevcut sistemi zayıflatabileceğini değerlendirirken, Havana yönetimi ise ABD’nin uyguladığı baskıyı rejim değişikliğini amaçlayan organize bir strateji olarak görüyor. Son gelişmeler, Küba krizinin artık yalnızca ikili ilişkiler meselesi olmaktan çıkarak ABD’nin Latin Amerika politikası, bölgesel güç dengeleri ve Çin ile Rusya’nın Karayipler’deki etkisiyle bağlantılı daha geniş bir jeopolitik rekabetin parçası haline geldiğini gösteriyor.

Analizin tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.

05/30/2026

ABD ve İran Anlaşmaya Yakın

ABD ile İran arasında yaklaşık üç aydır devam eden savaşta son hafta gerilim yeniden yükselirken diplomasi kanallarının da açık kaldığı görüldü. Washington ile Tahran arasında karşılıklı saldırılar devam ederken özellikle Körfez’deki Amerikan üslerinin hedef alınması, Hürmüz Boğazı çevresindeki enerji güvenliği krizinin derinleşmesi ve Trump yönetiminin sert açıklamaları dikkat çekti. Buna rağmen Amerikan basınına yansıyan son bilgilere göre ABD ve İranlı müzakereciler, ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve İran’ın nükleer programına ilişkin görüşmeleri başlatacak bir mutabakat taslağı üzerinde uzlaştı. Ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Başkan Trump’ın nihai onayı bekleniyor ve İran tarafı da henüz resmi kabul açıklaması yapmış değil. Bu tablo, tarafların sahada askeri baskıyı sürdürürken masada geçici de olsa diplomatik bir çıkış yolu aradığını gösteriyor.

Analizin tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.

Photos from The SETA Foundation at Washington D.C.'s post 05/22/2026

Trump kasım seçimleri öncesinde safları sıklaştırıyor

Kasım ayında yapılacak Kongre seçimlerinde Trump’ın çok aşağılarda seyreden popülaritesinin Cumhuriyetçilerin başına bela olması şaşırtıcı olmayacak. İran savaşının ekonomik etkisinden şikayetçi olan seçmen, ara seçimlerde faturayı Cumhuriyetçilere kesebilir. Bu faturanın ağırlığına göre, Kongre’nin hem üst kanadı Senato’nun hem de alt kanadı Temsilciler Meclisi’nin Demokratlara geçmesi ihtimal dahilinde. Demokratların yalnızca Temsilciler Meclisi’ni ele geçirmesi durumunda bile, Trump’ın topal ördek yılları kolay olmayacak. Demokratlar görevden alma süreci de dahil olmak üzere Trump’ın icraatlarını durdurma veya tersine çevirmeye yönelik yoğun bir çaba içine girecek. Ekonomiyle birlikte İsrail’e destek ve İran’la savaş konularının kutuplaşmayı körüklediği bir dönemde, Trump’ın parti içindeki ön seçim sürecinde daha da Trumpçı ve İsrailci adaylara yatırım yaparak ‘safları sıklaştırmaya’ çalıştığı görülüyor.

PARTİ İÇİ MUHALEFET AFFEDİLMİYOR
Louisiana eyaletindeki ön seçimde, Cumhuriyetçi senatör Bill Cassidy Trump’ın desteklediği adaylar karşısında yarışın dışında kaldı. Parti’de daha önce Trump’a muhalefet eden senatörler, Trumpçı adaylara karşı ön seçime girmekten kaçınmışlardı ancak Cassidy ‘savaşmadan çekilmeyeceğini’ ilan etmişti. Trump ilk kez Cumhuriyetçi bir senatör adayına karşı kendine sadık adayları destekleyerek sandıkta kazandığı bu başarıyla partinin tam bir Trump partisi haline geldiğini bir kez daha gösterdi. Cassidy’nin affedilmeyen suçu, Trump’a karşı görevden alma sürecinde Demokratlarla birlikte hareket etmesi ve sonrasında da Trump’a muhalefetini sürdürmesi olmuştu. İkinci başkanlık döneminde sadece kendine sadık isimleri kabinesine alan Trump, partinin senatör ve temsilci adaylarının da bu kritere uymak zorunda olduğu mesajını vermiş oldu.

Parti içinde en sert muhalefet yapan isimlerden biri olan Temsilci Thomas Massie de ön seçimde yarış dışına itildi. İsrail lobisini doğrudan karşısına alan Massie, aleyhine harcanan 16 milyon dolara rağmen orta yaş ve genç Cumhuriyetçi seçmenin desteğini almayı başardı ancak 65 yaş üstü seçmeni ikna edemedi. İsrail lobisinin Amerikan siyasetinde ne kadar toksik bir mesele haline geldiğini gösteren bu yarışta harcanan toplam 33 milyon dolar bugüne kadar bir Temsilciler Meclisi yarışında harcanan en fazla para olarak tarihe geçti. Epstein dosyası, İsrail’e yardım ve İran savaşı konusunda sert muhalefetiyle sesini duyuran Massie, İsrail lobisi tarafından anti-Semitik olarak kodlanmaya çalışıldı. Massie, seçim sonunda ‘rakibini tebrik etmek için aradığını ancak kendisine Tel Aviv’de ulaşmanın zaman aldığını’ söyleyerek duruşundan vazgeçmediğini gösterdi.

TRUMPÇI VE İSRAİLCİ ÇİZGİ KALINLAŞIYOR
Trump’a muhalif Cassidy ve Massie gibi isimlerin İsrail lobisinin de desteğiyle saf dışı bırakılması, Cumhuriyetçi adaylara net bir mesaj veriyor: Trump’a ve İsrail’e karşı çıkanın partide yeri yok. İsrail’in bu kadar tartışmalı hale geldiği ve Trump’ın popülaritesinin dibe vurduğu bir dönemde partinin Trumpçı ve İsrailci siyasetinde ısrar mesajı, Kasım seçimleri öncesinde kritik bir risk yaratıyor. Ekonomiden şikayetçi bağımsız seçmeni ürkütecek aşırı Trumpçı isimlerle savaşa muhalif genç seçmeni yabancılaştıracak İsrail yanlısı adaylar, Kasım seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’de çoğunluğu kaybetmesine neden olabilir. Demokratların çoğunluğu ele geçirmesi de Trump’ın bugüne kadar yaptıklarının geri çevrilmeye çalışılması ve görevden alma sürecinin başlatılması anlamına geliyor.

Trump’ın bir sonraki hedefi önümüzdeki hafta yapılacak ön seçimlerde Texas senatörü John Cornyn’in yenilmesi olacak. Trump’a sert muhalefet etmese de ‘yeterince sadık’ görülmeyen Cornyn’in seçimi kaybetmesi, Kasım’da bu senatör koltuğunun Cumhuriyetçiler adına riskli hale gelmesine yol açabilir. Cornyn’e karşı daha ‘koyu Trumpçı’ bir aday olan Ken Paxton’ı sürpriz biçimde destekleme kararı alan Trump, Texas’ta Demokratların umudunu artırma riskini göze almış görünüyor. Ön seçimlerde seçilecek aşırı MAGA’cı adayların bağımsız seçmen tarafından fazla radikal ve ideolojik bulunması Cumhuriyetçilerin aleyhine işleyebilir. Alabama gibi Cumhuriyetçilerin kazanmasının garanti görüldüğü eyaletlerde bu tür ideolojik isimler sorun olmayacaktır ancak seçmeni ağırlıklı olarak muhafazakâr olmasına rağmen iki senatörü de Demokrat olan Georgia gibi salıncak eyaletlerde dezavantaj teşkil edebilir.

DEMOKRATLAR FIRSATI DEĞERLENDİRECEK Mİ?
Cumhuriyetçilerin Trumpçı ve İsrailci çizgide ısrarına rağmen, Demokrat cephede bu denklemi fırsata çevirebilecek ortak bir siyaset kurgulandığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Demokratların sol ilerici kanadı İsrail lobisinden destek almayı adeta ihanet olarak mahkûm etmeyi başardı ancak partinin merkez kanadı Trump ve ekonomiye odaklanmayı tercih ederek İsrail’in problem haline getirilmesi fikrine mesafeli. Dahası, İsrail’in soykırımına destek veren Biden yönetimi yetkilileri bugünlerde kendilerini öne çıkarmaya çalışırken eski Başkan Obama gibi partinin ‘sağduyusunu’ temsil eden figürler bile İsrail’i eleştirme cesaretini gösteremiyor. Bernie Sanders gibi İsrail’e yardımı askıya almayı savunan senatörlerin sayısı tarihi seviyelere ulaşmış olsa da İsrail lobisini doğrudan karşısına almak isteyen siyasetçi çok değil. Bu durum Kasım seçimlerinde Trumpçı adaylar kaybetse de Demokrat cephedeki adayların duruşuna bağlı olarak İsrail lobisinin etkisini büyük oranda devam ettireceği bir tablo ortaya çıkarabilir.

Trump partisini dönüştürmeyi başardığını göstererek Kasım’a doğru ilerlerken Demokratlarda sol kanatla merkez arasında nasıl bir uyum yakalanacağı netleşmiş değil. Kasım seçimlerinde sol kanatla merkez arasındaki aday tercihleri ve bunların performansları, 2028 başkanlık seçimlerine doğru aday profillerini de etkileyecektir. Halihazırda Demokratların potansiyel başkan adayları listesinde merkeze yakın adaylar çoğunlukta ancak genç ve sol ilerici kanadın desteği olmadan seçim zaferi kazanamayacakları Kamala Harris’in seçim yenilgisinin öne çıkan derslerinden biri olmuştu. Kasım seçimlerinden çıkacak tablo, Amerikan seçmeninin Trumpçı ve İsrail’e yakın adaylarına karşı tavrı kadar Demokratların ne kadar sola gitmesine müsamaha göstereceğini öğrenmemiz açısından da öğretici olacak. Trump’ın Trumpçılıkta ısrar edeceği seçimlerde, Demokratlar Trump’ın safları sıklaştırmasının ürküttüğü bağımsız seçmenin desteğiyle birlikte savaş karşıtı, genç ve ilerici seçmenin de oyunu alacak bir formül üretmek zorunda.

https://www.yenisafak.com/yazarlar/kadir-ustun/trump-kasim-secimleri-oncesinde-saflari-siklastiriyor-4826040 Şafak

05/20/2026

Thucydides tuzağı: Çin’in yükselişi mi, Amerika’nın korkusu mu?

Trump’ın Pekin ziyareti sırasında Şi Cinping’in ‘Thucydides tuzağı’ uyarısı yapması, küresel siyasetin iki büyük aktörünün mücadelesinin nereye evirileceğinden emin olmamakla ilgili kaygıyı yansıtıyor. Cinping, daha önce de antik Yunan tarihçisi Thucydides’in Peloponez Savaşı’nın nedenini Atina’nın yükselişi karşısında Sparta’nın duyduğu korku olarak açıklamasına referans vermişti. Çin’in yükselişinden Amerika’nın korkmaması gerektiği imasını taşıyan bu referans, aynı zamanda iki ülkenin barış içinde yaşayabilecekleri bir geleceğe de davet olarak algılanabilir. Sparta’nın savaşa neden olan yersiz korkularının bugün için de Amerika’nın kaygılarına benzetilmesi, Çin’in Amerika’yla bir çatışma arayışı içinde olmadığı şeklinde bir teskin etme çabası olarak öne çıkıyor.

İki dev gücün özellikle Tayvan üzerinden bir ‘yanlış hesap’ sürecine girerek savaşa sürüklenmesine karşı uyaran Cinping, büyük anlaşmalar imzalamadan Trump’ı adeta evine eli boş göndererek pozitif bir gündem arayışında olmadığını da göstermiş oldu. Bugün uluslararası ilişkilerin öne çıkan en kritik meselelerinden birisi, yükselen güç Çin ile halihazırdaki küresel hegemonik güç ABD arasında çatışmanın kaçınılmaz olup olmadığı sorusu olarak öne çıkıyor. 2008 finansal krizi öncesinde Çin’in küresel sistemini bizzat kendi eliyle sağlayan Washington, bu kriz sonrasında Asya’ya dönüş veya Çin’le mücadele adları altında Pekin’i çevreleme ve kapasitesini sınırlama çabasına girdi. Bu çabanın başarılı olduğunu söylemek zor ama iki ülkenin mücadelesinin artık klasik bir güç mücadelesinden çok küresel liderlik yarışının içinde olduğu açık.

ÇİN AMERİKA’YI YAKALADI MI?
Amerikan ekonomisi yıllık 32 trilyon gayri safi milli hasılasıyla 20 trilyonluk Çin ekonomisinden hala %50 daha büyük ancak satın alma gücü, ihracat ve üretim rakamları dikkate alındığında Çin’in birçok parametrede önde olduğu görülüyor. Küresel sanayi üretiminin %30’unu gerçekleştiren Çin, elektrikli araçlardan güneş panellerine, batarya teknolojisinden kritik minerallere kadar birçok alanda kritik avantajlara sahip. Ekonomik göstergeler bazı alanlarda Çin’in Amerika’yı geçtiğini gösterse de bunun totalde Amerikan ekonomisini yakaladığı veya geride bıraktığı anlamına gelmediği açık. Amerika’nın ileri teknoloji alanındaki üstünlüğü, doların rezerv para gücü olması, inovasyon gücü, akademik birikimi, serbest piyasası, çok uluslu dev şirketleri ve finansman gücü Amerikan ekonomisini gerçek anlamda küresel bir ekonomi kılıyor.

Çin ekonomik alanda büyük bir gelişme kaydetti ve Amerika’yı da kendine bağımlı kılan birçok avantaja sahip ancak bunu askeri alana tahvil etmesi daha uzun zaman olacak gibi görünüyor. Amerika’nın yıllık savunma harcamaları 900 milyar dolar civarında ve Trump bunu 1,5 trilyona çıkarmak istiyor. Çin’in bütçesi ise 330 milyar dolar civarında ve bu Amerika’yla mücadele etmek için çok yetersiz. Elbette askeri güç sadece bütçeyle ölçülemez ve özellikle donanma yatırımları Çin’i Tayvan ve Güney Çin Denizi’nde tartışılmaz bir deniz gücüne dönüştürdü. Ancak halihazırda küresel çapta birden fazla savaşı yürütme kapasitesi sadece Amerika’da var. Dolayısıyla Çin Tayvan’ı alma kapasitesi olsa da buna girişmesinin maliyetinin çok yük olabileceğinin farkında ve Şinping’in Thucydides tuzağı uyarısını Tayvan meselesi bağlamında yapması bunun en önemli göstergesiydi.

ÇİN’İN YÜKSELİŞİ Mİ, AMERİKA’NIN KORKUSU MU?
Şu aşamada ne Pekin’in ne de Washington’ın savaş istemediği açık ancak bir tarafta Çin’in yükselişinin yarattığı huzursuzluk bir yanda da Amerika’nın geleceği kaybetme korkusu iki gücün rekabetini körükleyen bir etki yaratıyor. Amerikan kapitalizmi Çin’i hem yeni ve büyük bir pazar yaratmak hem de ucuz üretimi kıta Amerika’sı dışına taşımak için küresel sisteme dahil etme yoluna gitti. Ancak uzun yıllar sonra Çin’in yükselişinin sağlıklı yönetilemediğini gören stratejistler, Çin’i çevreleme gibi stratejiler önerse de karşılıklı bağımlılık gibi sebeplerle başarılı bir politika uygulanamadı. Şu sıralar ikili ayrışma politikasının kısmen uygulandığını görüyoruz ancak Trump’ın Pekin’e en büyük şirket CEO’larını götürmesi bu politika kesin karar kılmadığını gösterdi. Diğer bir deyişle, Trump bütün anti-Çin söylemine rağmen Pekin kabul ederse ekonomik ilişkileri daha da derinleştirmeye açık bir tavır sergiliyor.

Önümüzdeki yıllarda Çin’in yükselişinin devamı ve Amerika’nın bunu yönetemediği hissine kapılması durumunda ikili rekabetin sürtüşme veya çatışmaya doğru evirilmesi riski artabilir. Amerika’nın Çin’in yükselişini küresel hegemonyasına kasteden varoluşsal bir meydan okuma olarak görürse, Washington’ın tavrı hırçınlaşabilir. Böyle bir bağlamda da Tayvan veya başka bir bölgesel mesela kıvılcım olarak sıcak çatışma ihtimali güçlenir. Son yıllarda Çin’e karşı sertleşen Washington, teknoloji ihracı kısıtlamaları, tedarik zincirinin Çin’den ayrıştırılması, Tayvan’a desteği ve Asya-Pasifik’te askeri varlığını artırma gibi adımlar atıyor. Çin’i küresel sisteme dahil ederek dönüştürme politikası çoktan bırakılmış durumda ancak yeni çevreleme politikasının da sonuç verdiğini söylemek zor.

Bu manzaraya bakıldığında, Amerika-Çin ilişkisinin yönetilmesinde önemli bir paradoks öne çıkıyor: ne Çin’in uluslararası sistemdeki Amerikan hegemonyasını sona erdirecek gücü var ne de Amerika Çin’in yükselişini durduracak güce sahip. İki ülke arasında Soğuk Savaş yerine adeta bir soğuk barış dönemi öneren stratejistler tam kopuşun mümkün olmadığını ancak tam bir iş birliğinin de sürdürülemeyeceği bir stratejik rekabet dönemine girdiğimizi savunuyor. Çin’in Amerika’yı gereksiz korkulara yenik düşmemeye çağırması makul görünebilir ancak Washington’dan bakıldığında bu Çin’in yükselişinin devamının önünü açmaktan başka bir şey değil.

Her iki başkanlık döneminde de önce yoğun baskı politikası izleyerek büyük bir ticaret anlaşması yapmaya çalışan Trump, bu çabasında başarılı olamamış görünüyor. Amerika’nın geçmişte başka ülkelerin yükselişi veya tehdidi konusunda da çok derin kaygı yaşadığı dönemler olmuştu ancak bu güçler Amerika’nın küresel hegemonyasını sona erdirmeyi başaramadılar. Elbette tarihin bu şekilde gerçekleşmesi ilerde de hep böyle olacağı anlamına gelmiyor ve Çin’in Amerika için nevi şahsına münhasır bir meydan okuma oluşturduğu kesin. Şi’nin Thucydides göndermesi, ABD’yle yeni bir ilişki biçimi önermekten kaçınarak Çin’in yükselişinin önlenemeyeceği iddiasını da içinde taşıyor. Ancak Amerika’nın bugün için Çin’in yükselişini engellemekte zorlanıyor olması, bunu farklı yöntemlere başvurarak gelecekte başaramayacağı anlamına da gelmez. Amerika bir gün Şi’nin tavsiyesini dinlemeyip Thucydides tuzağına düşerse, bu belki de başka çaresi kalmadığından değil Çin’in yükselişini önlemek için farklı bir yöntem deneme isteğinden kaynaklanabilir.

https://www.yenisafak.com/yazarlar/kadir-ustun/thucydides-tuzagi-cinin-yukselisi-mi-amerikanin-korkusu-mu-4825465

05/16/2026

Teknoloji Şirketlerinin Yeni Diplomatik Rolü

ABD'li teknoloji şirketleri başta olmak üzere büyük şirketlerin CEO'larının Trump'ın Çin seyahatine katılması, Washington ile Pekin arasındaki rekabetin geniş bir ekonomik ve teknolojik zemine yayıldığını bir kez daha gösterdi. Elon Musk, Tim Cook ve Jensen Huang başta olmak üzere Amerikan iş dünyasının en güçlü isimlerinin Pekin'deki masada yer alması, hem ABD teknoloji firmaları ve yapay zekâ sektörü açısından yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor hem de Washington'un dış politika anlayışında bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor. Trump yönetimi ile birlikte diplomasi yalnızca büyükelçilerin ve dışişleri bürokratlarının yürüttüğü bir alan olmaktan çıkıp CEO'ların da içinde bulunduğu çok katmanlı bir pazarlık sahasına dönüşmüş durumda.

Analizin tamamını okumak için websitemizi ziyaret edebilirsiniz.

05/16/2026

Fed Başkanı Kevin Warsh Oldu

Kevin Warsh, Senato onayının ardından ABD Merkez Bankası'nın yeni başkanı oldu. Trump'ın aday gösterdiği Warsh'ın koltuğa oturmasıyla Amerikan ekonomi yönetiminde yeni bir dönem başlamış oldu.. Ancak bu atama basit bir liderlik değişikliği değil. Warsh'ın Trump'a yakın bir profil çizmesi Fed'in bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İran savaşıyla birlikte enerji fiyatlarındaki artış ve enflasyonun yeniden yükselişe geçtiği bir dönemde göreve başlayan Warsh’ın önümüzdeki süreçte atacağı adımlar Trump yönetiminin ekonomi politikaları için kritik bir öneme sahip olabilir.

Analizin tamamını okumak için websitemizi ziyaret edebilirsiniz.

05/16/2026

ABD-İran Görüşmeleri Tıkanma Noktasında

ABD ve İran arasındaki ateşkes görüşmeleri, Tahran'ın uranyum zenginleştirme ve nükleer kapasitesinden taviz vermeyi kalıcı bir barış sonrasına erteleme girişimi nedeniyle çıkmaza girmiş durumda. Başkan Trump, İran'ın sunduğu son teklifi "kabul edilemez" bularak reddederken, Tahran'ı "sıfır zenginleştirme" içeren kapsamlı bir anlaşmaya zorlamak için yeni bir hava saldırısı dalgası ve ekonomik blokajın şiddetini artırma tehdidinde bulunuyor. İran ise nükleer programını bir egemenlik hakkı olarak savunmaya devam ederek, ancak kalıcı bir ateşkes ve Hürmüz Boğazı'nın açılması şartıyla müzakere masasında kalacağını belirtiyor. Bu durum bölgedeki askeri gerilimin her an yeniden tırmanma riskini canlı tutuyor.

Analizin tamamını okumak için websitemizi ziyaret edebilirsiniz.

05/16/2026

Washington-Pekin Hattında Yeni Denge Arayışı

Başkan Donald Trump, üç günlük resmi ziyaret programı çerçevesinde Çin’in başkenti Pekin’e giderek Devlet Başkanı Şi Jinping ile bir görüşme gerçekleştirdi. Yaklaşık 8,5 yıllık bir aradan sonra bir ABD Başkanı tarafından Çin’e gerçekleştirilen bu ilk ziyaret, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi açısından kritik bir önem taşıyor. Trump ve Şi zirvede ikili ticaret dengesizliği, İran savaşı, Tayvan meselesi ve bölgesel güvenlik sorunları gibi ihtilafların yanı sıra teknoloji transferi alanındaki yeni iş birliği modellerini ele aldı.

Analizin tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.

Want your business to be the top-listed Government Service in Washington D.C.?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Telephone

Address


1025 Connecticut Avenue NW
Washington D.C., DC
20036